National Treasure ikilemesinin muhteşem üçlüsünün yeni projesi bugün tüm dünya ile aynı anda görücüye çıktı. Fragmanı yayınlanan film, klasik; bildiğiniz dünya aslında hiçbir şey değil ve sizin hayal ettiklerinizden öte gerçekler var bu dünyada; düşüncesini hayata geçiren bir fantastik macera filmi.
The Beatles, Jimi Hendrix, Bob Dylan, Janis Joplin, Joan Baez, Jefferson Airplane, The Doors ve Iron Butterfly hayatımın en önemli müzisyenleri, gruplarıdırlar. Hepsinin buluştuğu ortak payda ise bir şekilde 60′lara damgalarını vurmalarıdır. Rock’n Roll’un her türü o yıllarda dünyaya damgasını vurmaya başlamıştır. İnsanlık iki büyük savaşı ardarda yaşamış ve ardından hiçbir şey olmamış gibi çalışmaya mecbur bırakılmıştır. Bunun sonucunda da insanların isyanı gelmiştir. Nasıl ki orta çağdaki kilise baskısı insanları kilisenin dayattığı dinden uzaklaştırdıysa, devlet baskıları ekonomik baskılar kültürel baskılar da yine insanları devletlerinden uzaklaştırdı. Bunun sonucu anarşi akımı hiç olmadığı kadar güçlendi ve kaynağını da müzikten aldı. Dönemin şairleri, söz yazarları, bestecileri toplumun ihtiyacı olan eğlenceyi devletlerden, işten, ekonomiden daha hızlı sağladıkları için açıkçası dönemin politikacılarından çok daha fazla rağbet görmüşlerdir. Kısacası müzik evrensel anlamda ilk defa bu kadar birleştiricidir.
The Boat That Rocked işte bu yukarıda tanımlanan atmosferi harfiyen yansıtıyor. Tabi 60′ları başkaldırı olarak tanımlarken bunu sadece iyi anlamda da yormamak lazım. İnsanların birbirlerine bakışları, aile ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri de anarşiden nasibini almış görünüyor filmde. Bu yüzden iyisiyle, kötüsüyle bir dönemi özetlemeyi iyi becerebilmiş bir film The Boat That Rocked. Drama ile komediyi dönemin yaşam biçimi içinde birleştirmeyi başarabilmiş bir yapım.
Şu anda dehşete kapıldım. Hıncal Uluç gibi bağırmak istiyorum: “Ben böyle şey görmedim Haşmet! Böyle şey görmedim!” Önceki gün bir arkadaşıma 500 Days of Summer’ı izleyeceğimi söylediğimde beni tanıdığı için sen sevmeyebilirsin o filmi dedi. Bunun filmin konusuyla alakalı olduğunu filmi izleyinceye kadar da bilemeyecektim tabi. Sonuç olarak filmi izledim, çok beğendim. Ama arkadaşım da [...]
2009 başında bir arkadaşım “Oğlum Peter Jackson’ı nasıl bilirsin?” dedi. “Soru mu bu?” diye karşılık vermemden sonra bombayı patlattı ve “Bir uzaylı filmi yapıyorlarmış. Yapımcı Peter Jackson’mış.” dedi. O zamandan beri bu filmi bekler olmuştum. Ne zaman Yüzüklerin Efendisi’ni yada King Kong’u seyretsem yeni çıkacak bu filmi düşlerdim. Acaba nasıl bir şey olacak? Uzaylılar neye [...]
Sıcak çikolatalı veya sahlepli ,ki kesinlikle sıcak şarabı tercih ederim, bitmeyen kış gecelerinde en büyük eğlence kuşkusuz film izlemektir. Kimi geceler arkadaşlarınla birlikte, kimi geceler sevgilinle birlikte kimi geceler de yalnız başına izleyeceğin filmler olacaktır. Bu üç farklı ortamda en önemli nokta patlamış mısırın tuzunun az olup olmadığı değil doğru film seçiminin yapılıp yapılmadığıdır. Örneğin [...]
Şurada vermiş olduğum Prince of Persia haberlerinin ardından bir süre filmden haber alamamıştık. Hafta içinde bu sessizliği bozan ise filmin yayınlanan ilk fragmanı oldu. Facebook sineblok fan sayfasında paylaştığım fragmanı bir kez de buradan paylaşmam gerektiğini düşündüm. İşte oyun severlerin hayallerini sinemaya aktaran film: Prince of Persia: The Sands of Time:
Buradaki YouTube adresinden Türkçe altyazılı [...]