The Dark Knight

Jul 27

Kara Şövalye

Bir senedir bekliyoruz. Geçen hafta Amerika’da gösterime girdi, 160 milyon dolar hasılatla rekor kırdı, Imdb’de tüm zamanların en iyi filmi seçilen Godfather’ı geride bırakarak 9,5 ratingle bir numaraya yerleşti. Az buz değil. Christopher Nolan, kasıntı Adonis Christian Bale’i ve emektar prestij insanı Michael Caine’i de yanına alaraktan ikinci kez çizgi roman uyarlamaya meyilli insanlara; “Bakın gülyüzlerim, uyarlama dediğiniz böyle yapılır.” kabilinden bir laf etti, “The Dark Knight”a can verdi. Peki iyi mi etti? Buyurunuz, züppe kutbundan yakınız.

Batman’in filmografisini deşmeye, geçmişten günümüze ne hale geldiğine bakmaya lüzum yok esasında çok fazla. Batman, yayım tarihi boyunca film-noirden, steampunka, gotikten, campa bir çok dala sıçradı. Sinemada ise bizim neslin ilk göz ağrısı 1989 tarihli “Batman” filmi kapkaranlık atmosferiyle, psikolojisi pek de dengeli olmayan karakterleri Bruce Wayne’le ve Joker’le aklımıza yerleşti daha çok. Bundandır ki Tim Burton’ın ilk iki filminden sonra dümeni eline alan Joel Schumacher’in farklı camp bir tarz yaratma çabası, ortaya çıkan materyale çok yabancılaşan önceki filmlerin fanatik kitlesi ve denemelerinde çok başarısız olan yönetmenin kendi beceriksizliği yüzünden çok büyük tepkiyle karşılandı. “Batman Forever” ve “Batman and Robin”le bu karakterin de sinema miladını doldurduğu düşünüldü. 2005 yılında stüdyolar yıllarca süren tartışmaların, Aronofsky’den Ridley Scott’a bir çok yönetmenin eline geçen devam filmi senaryolarının ve spekülasyonların ardından projeyi Christopher Nolan’a teslim ettiler ve o zamana kadar hiç bu kadar büyük bir projeye el atmamış yönetmenin ne yapacağı çok büyük merak konusu oldu. Memento, Following ve Insomnia gibi filmleriyle tarza çok yabancı gözüken ve nasıl bir yön benimseyeceğini öngöremediğimiz bir yönetmendi Christopher Nolan o aralar. Christian Bale, Tamer Karadağlı mimikleriyle filmi anlatırken “Bu şimdiye kadar yapılmış ilk Batman filmi. Önceki filmlerin hepsi düşmanlara endeksli filmlerdi. Batman’i mercek altına alan ilk film “Batman Begins”tir.” demekteydi. Michael Caine her dem ne kadar saygın bir işe imza attıklarını vurgularken, Christopher Nolan “Batman’i yeryüzüne geri getirdik.” diyordu. Gerçekten de Batman Begins tüm Batman serisinin, hatta biraz daha abartırsak son dönemin çizgi roman uyarlamalarının en prestijlisiydi. Film gerçekçiliği bir an bile elden bırakmadan, herkese Gotham City’nin Londra veya New York kadar gerçek bir şehir olduğunu vurgularken Batman’in köklerini, varoluş sebebini görkem ve şaşa içinde anlatıyordu. Ama beklendiği üzere hala Tim Burton’ın “Batman” filminin hasretinden muzdarip bir dinozor izleyici kesimi mevcuttu ve bu filmi bir Batman filmi olarak görmüyorlardı. Bendeniz de kendimi bu kitleye dahil etmekten zerre gocunmuyorum. Aşağıda sebeplerini bir bir sıralamak niyetindeyim.

Read More