<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Sineblok</title>
	<atom:link href="http://www.sineblok.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sineblok.com</link>
	<description>Çok İzleyen Bilir...</description>
	<pubDate>Mon, 29 Dec 2008 23:22:35 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Frank Miller&#8217;dan yeni film: The Spirit</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/136/frank-millerdan-yeni-film-the-spirit.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/136/frank-millerdan-yeni-film-the-spirit.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 10:26:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Gür</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[300]]></category>

		<category><![CDATA[çizgiroman]]></category>

		<category><![CDATA[eva mendes]]></category>

		<category><![CDATA[frank miller]]></category>

		<category><![CDATA[karikatür]]></category>

		<category><![CDATA[Samuel L. Jackson]]></category>

		<category><![CDATA[scarlett johanson]]></category>

		<category><![CDATA[sin city]]></category>

		<category><![CDATA[uyarlama]]></category>

		<category><![CDATA[will eisner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Frank Miller çizgiroman - film arası görsel filmlerine bir yenisini daha ekliyor: The Spirit. Birçok ünlü oyuncuyu bünyesinde barındıran kadrosu ile 2008&#8242;in sonunda ABD&#8217;de gösterime girecek filmin Türkiye gösterim tarihi hakkında hiçbir yerde bir bilgi söz konusu değil. Sin City&#8216;den aşina olduğumuz ve 300 filmi ile de iyice tanıdığımız bilindik Frank Miller çizgisi ile önümüze [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.imdb.com/name/nm0588340/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Frank Miller</a> çizgiroman - film arası görsel filmlerine bir yenisini daha ekliyor: <a href="http://www.imdb.com/title/tt0831887/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">The Spirit</a>. Birçok ünlü oyuncuyu bünyesinde barındıran kadrosu ile 2008&#8242;in sonunda ABD&#8217;de gösterime girecek filmin Türkiye gösterim tarihi hakkında hiçbir yerde bir bilgi söz konusu değil. <a href="http://www.imdb.com/title/tt0401792/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Sin City</a>&#8216;den aşina olduğumuz ve <a href="http://www.imdb.com/title/tt0416449/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">300</a> filmi ile de iyice tanıdığımız bilindik Frank Miller çizgisi ile önümüze gelen The Spirit yine bir çizgiromandan esinlenme.</p>
<p>1940 yılında <a href="http://www.imdb.com/name/nm0252162/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Will Eisner</a> tarafından yaratılan bu kaotik şehir ortamını beyaz perdeye taşıma görevi çizgiroman uyarlamasını en güzel yapan yönetmenlerden birisi olan Frank Miller&#8217;a düşmüş durumda.</p>
<p><a href="http://www.imdb.com/name/nm0578949/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Eva Mendes</a>, <a href="http://www.imdb.com/name/nm0424060/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Scarlett Johanson</a>, <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000168/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Samuel L. Jackson</a>, <a href="http://www.imdb.com/name/nm0532683/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Gabriel Macht</a> gibi isimlerin rol aldığı film 25 Aralık 2008&#8242;de ABD&#8217;de gösterimde.<span id="more-136"></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/136/frank-millerdan-yeni-film-the-spirit.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yes Man - Bay Evet - Jim Carrey</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/135/yes-man-bay-evet-jim-carrey-2.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/135/yes-man-bay-evet-jim-carrey-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2008 14:24:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Gür</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Featured Articles]]></category>

		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[fragman]]></category>

		<category><![CDATA[jim carrey]]></category>

		<category><![CDATA[yeni film]]></category>

		<category><![CDATA[yesman]]></category>

		<category><![CDATA[yesman fragman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=135</guid>
		<description><![CDATA[Jim Carrey&#8216;in yeni filmi Yes Man 16 Ocak 2009&#8242;da Türk sinemaseverler ile buluşuyor. Uzun bir zamandır filmlerde oynamayan Jim Carrey bu suskunluğuna Yes Man filmi ile son veriyor.

Geçtiğimiz günlerde galası yapılan filmin galasına sansasyonel bir giriş yapan başarılı aktör yine herkesi gülmekten kırdı.
Gala videosunu buradan izleyebilirsiniz.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.imdb.com/name/nm0000120/" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Jim Carrey</a>&#8216;in yeni filmi <a href="http://www.imdb.com/title/tt1068680/" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Yes Man</a> 16 Ocak 2009&#8242;da Türk sinemaseverler ile buluşuyor. Uzun bir zamandır filmlerde oynamayan Jim Carrey bu suskunluğuna Yes Man filmi ile son veriyor.</p>
<p><span id="more-135"></span></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde galası yapılan filmin galasına sansasyonel bir giriş yapan başarılı aktör yine herkesi gülmekten kırdı.</p>
<p>Gala videosunu <a href="http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=5&amp;cbVideo=9165&amp;cbQuality=1" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.ntvmsnbc.com');">buradan</a> izleyebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/135/yes-man-bay-evet-jim-carrey-2.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Guerilla&#8217;nın Türkiye gösterim tarihi bilinmiyor</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/133/guerilla-nin-gosterim-tarihi-2.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/133/guerilla-nin-gosterim-tarihi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 16:43:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Gür</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[altın palmiye]]></category>

		<category><![CDATA[benicio del toro]]></category>

		<category><![CDATA[benjamin bratt]]></category>

		<category><![CDATA[cannes film festivali]]></category>

		<category><![CDATA[che guevera]]></category>

		<category><![CDATA[julia ormond]]></category>

		<category><![CDATA[steven soderbergh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=133</guid>
		<description><![CDATA[7 Ekim&#8217;de New York Film Festivalinde gösterilen ayrıca Cannes Film Festivalinde Che&#8217;yi canlandıran aktör Benicio Del Toro&#8217;ya En İyi Aktör ödülünü kazandıran Guerilla filmi&#8217;nin Türkiye&#8217;de ne zaman gösterime gireceği bilinmiyor. Film birçok ülkede gösterime girmiş durumda ancak ülkemizde bu tip festival filmlerinin gişe kaygısı bulunan film şirketlerince sinemaseverler ile buluşturulmaması yüzünden filmi sinemalarda izleyemeyebiliriz.
Nuri Bilge [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>7 Ekim&#8217;de New York Film Festivalinde gösterilen ayrıca Cannes Film Festivalinde Che&#8217;yi canlandıran aktör Benicio Del Toro&#8217;ya En İyi Aktör ödülünü kazandıran Guerilla filmi&#8217;nin Türkiye&#8217;de ne zaman gösterime gireceği bilinmiyor. Film birçok ülkede gösterime girmiş durumda ancak ülkemizde bu tip festival filmlerinin gişe kaygısı bulunan film şirketlerince sinemaseverler ile buluşturulmaması yüzünden filmi sinemalarda izleyemeyebiliriz.</p>
<p>Nuri Bilge Ceylan&#8217;ın 3 Maymun isimli filmi ile Cannes&#8217;dan Altın Palmiye ödülü ile dönmesi sebebiyle bu ödüle aday gösterilen başarılı yönetmen Steven Soderbergh&#8217;in yönetimi ve Benicio Del Toro&#8217;nun yorumu ile renklenen filmde Benjamin Bratt, Julia Ormond gibi oyuncular yer alıyor.</p>
<p>Belirtmekte fayda var Nuri Bilge Ceylan&#8217;ın 3 Maymun&#8217;u yalnız ve güzel ülkemizde 24 Ekim 2008 tarihi gösterimde&#8230;</p>
<p>Guerilla filmi ile ilgili diğer resimler için <a href="http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/detay.aspx?categoryID=6&amp;galleryID=1681&amp;picID=21846&amp;dp=10" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/fotogaleri.ntvmsnbc.com');">NTVMSNBC Galeri</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/133/guerilla-nin-gosterim-tarihi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Funny Games (UK) (1997)</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/127/funny-games-uk-1997.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/127/funny-games-uk-1997.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 16:24:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Kunt Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film Görüşleri]]></category>

		<category><![CDATA[arno frisch]]></category>

		<category><![CDATA[beyaz elbise]]></category>

		<category><![CDATA[bireysellik]]></category>

		<category><![CDATA[duyarsızlık]]></category>

		<category><![CDATA[funny games]]></category>

		<category><![CDATA[golf sopası]]></category>

		<category><![CDATA[Haneke]]></category>

		<category><![CDATA[hissizlik]]></category>

		<category><![CDATA[iletişimsizlik]]></category>

		<category><![CDATA[kısa şort]]></category>

		<category><![CDATA[krem rengi converse]]></category>

		<category><![CDATA[Michael Haneke]]></category>

		<category><![CDATA[michael pitt]]></category>

		<category><![CDATA[naomi watts]]></category>

		<category><![CDATA[nesnellik]]></category>

		<category><![CDATA[Orta sınıf]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<category><![CDATA[Susanne Lothar]]></category>

		<category><![CDATA[tim roth]]></category>

		<category><![CDATA[Ulrich Mühe]]></category>

		<category><![CDATA[yumurta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[[http://widgets.imdb.com/title/tt0119167/]
Kaderin bir cilvesi olsa gerek. Haneke 2007’de bu filmin aynısını başka oyuncularla tekrar çekti. Bende bu yazıyı bir şanssızlık sonucu kaybettiğim için, bu yazının aynısını tekrar yazıyorum. O yüzden muhtemelen bu yazı ilk yazıdan daha kötü olacak. Aynı Haneke’nin 2007’de tekrar çektiği Funny Games’teki gibi. 
 
Aslında bugün izlediğim film Funny Games’in 2007 versiyonuydu. Ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[http://widgets.imdb.com/title/tt0119167/]</p>
<p><span style="#555555;">Kaderin bir cilvesi olsa gerek. Haneke 2007’de bu filmin aynısını başka oyuncularla tekrar çekti. Bende bu yazıyı bir şanssızlık sonucu kaybettiğim için, bu yazının aynısını tekrar yazıyorum. O yüzden muhtemelen bu yazı ilk yazıdan daha kötü olacak. Aynı Haneke’nin 2007’de tekrar çektiği Funny Games’teki gibi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;">Aslında bugün izlediğim film Funny Games’in 2007 versiyonuydu. Ve tahmin ettiğim üzere bu film bir hayalkırıklığıydı. Nedenini çok düşündüm, çünkü teorik olarak film aynı film, yönetmen yine son derece başarılı. Naomi Watts ve Tim Roth harika oyuncular. Ama film gerçekçilikten uzak kalıyor.<span> </span>Oyunculukta gözüme kötü anlamda batan tek kişi Michael Pitt (bkz: Last Days) oldu, bunun nedeni de sanırım Arno Frisch’in Paul rolüne inanılmaz yakışmasıydı. Bu rolü daha iyi kimse oynayamaz gibi geliyor. Hele bir de bu oyuncunun Benny’s Video(1992)’daki çocukluğunu da bilmek, olayı iyice gerçekçi ve kolay benimsenebilir hale getiriyor ki, cidden sanki o çocuk büyümüş ve şimdi bunları yapıyor gibi geliyor insana. Velhasıl yeni versiyonun başarısız olma nedenini şuna bağladım; elde bir örnek varken onu kopyalamaya çalışmanın ürünü her zaman orijinal olanın altında kalır. Hele bir de kopyalayacağınız şey bir başyapıtsa.. Bu yüzden Funny Games’in 2007 versiyonunu izlemeye hiç gerek yok diyebilirim. Sırf bunu diyebilmek için oturdum aynı filmin vasat halini 2 saat izledim.</span><span id="more-127"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;">Şimdi asıl konumuz olan filme, yani Funny Games’in 1997 versiyonuna gelelim. Aslında bu filmi, hakkında hiçbir şey bilmeden izlemek lazım. Bu yüzden filmin konusu hakkında olabildiğince az bilgi vermeye çalışacağım. Film yine klasik bir Haneke filmi, olabildiğince rahatsızlık verici, ama yine bunu şiddet sahnelerini ve kanı (pek) göstermeden yapıyor. Klasik Hollywood sinemasından alışkın olduğumuz şekilde, kanlı sahneler, müzik ve dehşetin bir arada olması haricinde nasıl bir film rahatsız edici olabilir denilebilir ama bu film bu sorunun cevabını gayet güzel bir şekilde veriyor. Karı-koca rolündeki Susanne Lothar ve Ulrich Mühe rollerini fevkalade oynuyorlar (bkz: Amen). Birçok sahnede dakikalarca onları izleyip aynı havayı soluyor gibi hissettiğimiz bile oluyor. Zaten filmi izlerken pek sinema izleyicisi konumunda kalamıyoruz, daha çok olaylara tanık gibiyiz. Karakterlerle aramızda sadece ince bir cam var ve sanki Paul istese o camı da rahatlıkla kıracak gibi. Hatta bazen bize o kadar yaklaşıyor ki. “Aha şimdi uzansam ensesine patlatırım” diyecek kadar oluyoruz, ama adamda utanma yok dönüp bakıyor bir de göz atıyor bize. Hatta film bizi eleştiriyor da, olaylara tanık olup hiçbir şey yapmamamızı, hep kendimizi düşünmemizi ve olacakları gerçekten merak ettiğimizi. Başka bir deyişle şiddete olan merakımızı eleştiriyor (bkz: Thesis). Ama filmi izlemeye devam ediyoruz, kendimize engel olamıyoruz bu hakaretlere rağmen. Bu arada filmin yeni versiyonundaki Michael Pitt dönmesin konuşmasın bizimle, itici ama saçma bir iticilik. Arno Frisch’in yakınından bile geçemiyor, inanılmaz vasat kalıyor oyunculuğuyla. Arno Frisch’in tavırları inanılmaz sinir bozucu olmakla beraber, bir o kadar da karizmatik ve gerçekçi (hatta bazen sempatik). Bu yüzden insanın eli kolu daha bir bağlanıyor çaresizlikle. Zaten yeni filmin en büyük kayıp noktası bu sanırım. Bu arada iki oyuncu arasındaki farkı nette rastladığım şu iki resim çok güzel özetlemiş:</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"><a href="http://www.thereeler.com/images/funny_games_frisch_500.jpg" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.thereeler.com');">http://www.thereeler.com/images/funny_games_frisch_500.jpg</a></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"><a href="http://blogs.e-rockford.com/movieman/files/2008/03/funnyg.jpg" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/blogs.e-rockford.com');">http://blogs.e-rockford.com/movieman/files/2008/03/funnyg.jpg</a></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;">Bu arada filmdeki iki ayrıntı diyaloga da değinmek istiyorum. Filmin başlarında kapıda herkes varken Paul diyor ki: “Geminin kaptanı ne derse kanundur” Filmin sonlarında da Peter diyor ki: “Nerde kalmıştın?”.<span> </span>Serdar Akar sanki bu filmden biraz etkilenmiş gibi, Gemide’de de, Barda’da da bu filme benzeyen çok şey gördüm. Ama bu filmde Clockwork Orange’ı hatırlatıyor tabi, yani bunlar normal şeyler, olur şeyler. Tabi bir de Godard’ın sık kullandığı kameraya bakma hareketi var. (Ustalara saygı)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;">Sadede gelirsek, Funny Games’in 1997 versiyonu gerçek bir başyapıt ve izlenmesi gerekiyor. Ama dediğim gibi yeni versiyonunu izlemeye hiç gerek yok. Bizim ülkemizde yeni yeni tanışmaya başladığımız ama Avrupa’da çoktan kendini göstermiş olan iletişimsizlik, hissizlik, bireysellik, duyarsızlık, nesnellik gibi olguları gayet güzel yansıtan. Ve şiddetin, kötülüğün altında aslında gerçek bir mantık yatmamasını savunup, aslında toplumun da doğa gibi zarar verdikçe geri dönen bir tepki mekanizmasına sahip olduğunu yansıtan bir film bu. Eminim siz de kendinizce filmden birçok anlam çıkaracaksınız. Filmden sonra yumurta, golf sopası, beyaz elbise, kısa şort, krem rengi converse gibi nesneler farklı şeyler ifade edecek. İzleyin, “şiddet”le tavsiye ediyorum. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/127/funny-games-uk-1997.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>The Fountain (2006)</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/128/the-fountain-2006.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/128/the-fountain-2006.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 16:21:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Kunt Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film Görüşleri]]></category>

		<category><![CDATA[aşk]]></category>

		<category><![CDATA[brad pitt]]></category>

		<category><![CDATA[darren aronofsky]]></category>

		<category><![CDATA[ellen Burstyn]]></category>

		<category><![CDATA[hayat]]></category>

		<category><![CDATA[hayat ağacı]]></category>

		<category><![CDATA[hugh jackman]]></category>

		<category><![CDATA[kanser]]></category>

		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[pi]]></category>

		<category><![CDATA[rachel weisz]]></category>

		<category><![CDATA[requiem for a dream]]></category>

		<category><![CDATA[the fountain]]></category>

		<category><![CDATA[tümör]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[The Fountain, Darren Aronofsky’nin üçüncü ve en yüksek bütçeli filmi. Yönetmenin “pi” gibi harika bir filmi eşten dosttan topladığı 60000 dolarla çekmesi gerçekten saygı duyulacak bir başarıydı. Ardından Requiem for a Dream gibi bir başyapıtı da 5 milyon dolarla çekti. Bence yönetmen bu iki filmle, paranın kendisi için önemli olmadığını, her koşulda her imkânla güzel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="#555555;">The Fountain, Darren Aronofsky’nin üçüncü ve en yüksek bütçeli filmi. Yönetmenin “pi” gibi harika bir filmi eşten dosttan topladığı 60000 dolarla çekmesi gerçekten saygı duyulacak bir başarıydı. Ardından Requiem for a Dream gibi bir başyapıtı da 5 milyon dolarla çekti. Bence yönetmen bu iki filmle, paranın kendisi için önemli olmadığını, her koşulda her imkânla güzel film çekebileceğini ispatlamış oldu. Yani kerametin kendisinde olduğunu. Bence böyle bir yeteneğin önüne gerekli imkânlar serilmeliydi ve biraz oldu. Requiem for a Dream’den sonra Holywood’a transfer olan yönetmen yıllardır kendini adadığı “The Fountain” filminin senaryosuna odaklanmaya başladı. Filmde ilk etapta Brad Pitt ve Cate Blanchett oynacaktı. Bütçe ise 100 milyon doların üstündeydi. Ancak çeşitli söylentilerin olduğu birçok olumsuz olay gerçekleşti, filmin bütçesi daraldı, filmin çekimlerine bir türlü başlanamadı derken Brad Pitt filmde oynamama kararı aldı. Şimdi bu noktada şunu söylemek istiyorum, bu olay iyi ki olmuş çünkü Brad Pitt ve Cate Blanchett’ın oynadığı şekilde bu filmi kafamda canlandırdım ve beni pek hüzünlendirmedi. Bence bu kadar etkileyici bir film olamazdı o zaman. Hugh Jackman ve Rachel Weisz ise filme inanılmaz yakışmışlar. Her işte hayır varmış denilebilir bu durumda (bazen sinir bozucu bir laf ama burada değil). İkinci hayırlı durum ise şu ki, bu filmin çekimlerinin başlamaması ve işlerin uzayıp zorlaşması sırasında, Aronofsky’e “Batman Begins’i çekmesi teklif edilmiş. Ama Aronofsky bu teklifi Christopher Nolan’a devredip ısrarla The Fountain’ı çekmeden şurdan şuraya adım atmam tavrına devam etmiş. Yine iyi olmuş sanki hayırlı olmuş. Sonuç olarak bu karışıklıkların ardından film 35 milyon dolar civarı bir bütçeyle Hugh Jackman (yolverin), Rachel Weisz (mumya) ve Ellen Burstyn (requiem’deki, we’ve got a winner’daki, winner) ile çekilmiş.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;">Filmin süresi kısa, 1,5 saat kadar. Ve bence defalarca izlenebilecek bir kaliteye sahip her yönden. Görselliği ve müzikleri çok güzel. Bunların dışında filmde yüksek bir huzur var, insanı bu dünyadan alıp başka yerlere götürüyor. Filmi izlerken birkaç kez düşüncelere dalmış halde buldum kendimi ve geri aldım kaçırdığım diyaloglar için. Filmin ana teması ölüm mü yoksa aşk mı karar veremiyorum. Belki de varoluş ya da zaman. Bence bunları kelimelerle sabitleştirmenin bir anlamı yok çünkü film zaten sonuna kadar yoruma açık. Sadece ekranın başına oturup zihninizi serbest bırakmanız, tek gereken şey. Filmde bir karışıklık var ve izlemeyi zorlaştırıp sizi paniğe sürükleyebilir, ama bunu önemsemeyin, çünkü her şeyi ilk seferde anlamak gerekmiyor. Tek gereken şey izlemek ve düşünmek. Sonra insanın tekrardan izleyesi geliyor zaten klip gibi bir film bu aslında, Tool klipleri gibi hatta (bkz: parabola). Film 3 farklı zamanda geçiyor, ama aslında olaylar bir bütün ve burada bence zamanın aslında çok büyük bir önem taşımaması, bir anın sonsuzluğu ile insan hayatının kısalığı başarılı bir dille yansıtılıyor.</span><span id="more-128"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;">Ama filmin felsefi boyutu dışında bir de dramatik boyutu var ki, beni asıl çökerten tarafı bu oldu. Zaten karşınızda Darren Aronofsky’nin yönetmiş, Clint Mansell’in de buna müzik yapmış olduğu bir film var. Ne bekliyorsunuz ki, Requiem for a Dream’de moralimi tenis topu gibi sektirmişlerdi, bu sefer de yatağıma acıyan gözlerle yatmama sebep oldular. Gençliğimi soldurdunuz ulan. Filmin soundtrack’i cidden müthiş, Clint Mansell; “pi” ve “Requiem for a Dream”in harika müziklerini besteleyen insan olarak yine çok güzel iş çıkarmış. Yann Tiersen birse bu adam iki, ya da tam tersi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;">Bu arada birkaç dedikodu, Yönetmen Aronofsky filmin başrol oyuncusu Rachel Weisz ile birlikteymiş. Bir de Batman 5’in yönetmeni olacağı söylentileri varmış, ama işin aslı şu ki Christopher Nolan&#8217;ın artık Batman 3&#8242;lemesini tamamlayacağı kesinleşmiş. Umarım yönetmen mütevazılığini kaybetmeden orijinal işler çıkarmaya devam eder. Holywood’un ve paranın büyüsüne kapılmaz diye umut ediyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;">Sadede gelirsek, bu filmi izleyin diyorum. Filmde yüksek bir felsefe, duygu yoğunluğu, orijinallik, hayat, ölüm, renk cümbüşü ve güzel müzikler var. Aşkı bu kadar yüce bir dille anlatan başka bir filme rastlamak zor olsa gerek. Ölüm üzerine de düşünmek ve sorgulamak için güzel bir fırsat aynı zamanda. Ortaya koyulan emek büyük, izleyin sonra zaman geçsin yine izleyin. Eşe dosta izletmeyin ama muhabbet, gürültü sırasında filmin bütün anlamı kaçar. Yalnız izleyin.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="#555555;">Saygılarımla…</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/128/the-fountain-2006.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gemide (1998 ) - Azize, Bir Laleli Hikayesi (1999)</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/124/gemide-1998-azize-bir-laleli-hikayesi-1999.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/124/gemide-1998-azize-bir-laleli-hikayesi-1999.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2008 00:23:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Kunt Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film Görüşleri]]></category>

		<category><![CDATA[Azize]]></category>

		<category><![CDATA[Barda]]></category>

		<category><![CDATA[Bir Laleli Hikayesi]]></category>

		<category><![CDATA[Bulut Bey]]></category>

		<category><![CDATA[Deli Yürek]]></category>

		<category><![CDATA[Erkan Can]]></category>

		<category><![CDATA[Gemide]]></category>

		<category><![CDATA[Genç Sinemacılar]]></category>

		<category><![CDATA[Güven Kıraç]]></category>

		<category><![CDATA[Kamil]]></category>

		<category><![CDATA[Kudret Sabancı]]></category>

		<category><![CDATA[Kurtlar Vadisi Irak]]></category>

		<category><![CDATA[Laleli]]></category>

		<category><![CDATA[Laleli'de Bir Azize]]></category>

		<category><![CDATA[Maruf]]></category>

		<category><![CDATA[Önder Çakar]]></category>

		<category><![CDATA[Serdar Akar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=124</guid>
		<description><![CDATA[Bu iki filmi birlikte yorumlamak gerektiğini düşündüm, çünkü onları ayrı düşünemiyorum. Kardeş gibiler, hatta ikiz kardeş gibi. Ama tek yumurta ikizi değiller. Bir tanesi biraz daha şanslı doğmuş. Gemide olan..
Bu iki filmi birbirine bu kadar bağlayan şey ise birbirlerinin devam filmleri değil, birbirlerinin tamamlayıcı filmleri olmaları. Önce Gemide&#8217;yi izlerseniz birçok konuda yanlış fikirleriniz olacak, bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="#555555;">Bu iki filmi birlikte yorumlamak gerektiğini düşündüm, çünkü onları ayrı düşünemiyorum. Kardeş gibiler, hatta ikiz kardeş gibi. Ama tek yumurta ikizi değiller. Bir tanesi biraz daha şanslı doğmuş. Gemide olan..</span></p>
<p>Bu iki filmi birbirine bu kadar bağlayan şey ise birbirlerinin devam filmleri değil, birbirlerinin tamamlayıcı filmleri olmaları. Önce Gemide&#8217;yi izlerseniz birçok konuda yanlış fikirleriniz olacak, bazı şeyleri de eksik biliyor olacaksınız. Önce Laleli&#8217;de Bir Azize&#8217;yi izlerseniz. Olaya tek yönden bakıp madalyonun diğer yüzünü de görmek isteyeceksiniz. Ama işin güzel yanı önce hangisini izlemek gerektiğinin size kalmış olması. Ben Azize&#8217;den başladım, sonra Gemide&#8217;yi izledim. Oldum olası güzel olan şeyi sona bırakma gibi bir huyum vardır. Bilmiyorum başka örnekleri olmuş mu ama bu tarz bir fikre ilk kez bu filmlerle rastladım ve sırf bu yüzden bile bu filmler izlenmeli. Öte yandan bu kadar orjinal bir fikir &#8220;Azize&#8221; filminde biraz harcanmış, keşke onu da Serdar Akar çekseymiş demekten de kendimi alamadım.</p>
<p>Gemide&#8217;nin yönetmeni Serdar Akar aynı zamanda iki filmin senaryosu üzerindeki baskın isim, Önder Çakar ve Azize&#8217;nin yönetmeni Kudret Sabancı&#8217;da senaryo üzerinde bazı etkilerde bulunmuşlar. &#8220;Genç Sinemacılar&#8221; ismiyle ve bu iki filmle Serdar Akar&#8217;ın öncülüğünde başlamış olan bu akım çok umut vadederken maalesef Maruf filminden sonra maddi başarısızlıklar yüzünden dağıldı. Ama sonradan Serdar Akar paranın tadını sevmiş olacak Kurtlar Vadisi Irak&#8217;ı çekerek büyük eleştirileri ve paraları topladı. Sonrasında ise Barda filmiyle akıllarda garip izler bıraktı.</p>
<p><span id="more-124"></span>Öncelikle Laleli&#8217;de Bir Azize&#8217;den başlamak istiyorum. Kudret Sabancı&#8217;nın yönettiği bu film ne yazık ki başarısız bir deneme. Bu filmi kesinlikle izlemek gerekli ama sadece Gemide&#8217;nin hatırına ve bazı şeylerin eksik kalmaması için. Film bir kere çok karanlık ama bildiğin karanlık, göremiyoruz yani, bilerek yapılmış gibi görünmüyor. O kadar çok ileriye ve geriye flashback var ki, bir süre sonra bu hareket orjinal olmaktan çıkıp saçma bir hava yaratmaya başlıyor. Mesela sonlara doğru kör adam kız hakkında konuşurken geriye gidip hangi kız olduğunu gösteriyolar. Ama sahneler birbirine de karışıyor. Ve zaten filmde bir tane kız var hatırlamakta zorlanmayacağımız aşikâr. Ama oyunculuk dersen yine de fena değil bazı sırıtan noktalar dışında oyunculuk için bile izlenmeye değer bir film. Zaten 80 dakikalık bu filmi izlemek bu kadar olumsuzluğa rağmen hiç zor olmuyor. Yani aslında akıcılık olarak film yine de başarılı. Filmin olumlu yanları da yok değil tabi, mesela Film Noir kalıbına uyan bir film denenmiş olması hoş. Atmosfer az çok insanı etkiliyor. Müzikler film boyunca rahatsız edici ancak bitiş müziği gerçekten çok hoş. Zaten bitiş sahneleri en kaliteli anlarını içeriyor filmin. Bence biraz daha özenilseymiş biraz daha kalite ve bilen insanlar olsaymış bu filmin yapımında, sanki şahane bir film olacakmış diye de düşündüm aslında. Bu arada dipnot benim unutulmazlarımdan biri olan, izlerken karnıma ağrılar giren &#8220;Bulut Bey&#8221; isimli 3 bölüm yayınlanıp kaldırılan dizinin yönetmeni de Kudret Sabancı&#8217;ymış.</p>
<p>Gemide&#8217;ye geçmek gerekirse. Filmin yönetmeni Serdar Akar. Gemide, düşük bütçesine rağmen, son derece eli yüzü düzgün bir film. Mesela Azize&#8217;de kız için insanlar; &#8220;eh işte güzel gibi&#8221; derken, Gemide&#8217;de kız için; &#8220;aman yareppim, bu ne güzellik&#8221; tepkisi veriyorlar. Bu da filmin çekiminde estetik duygunun, sanatın, doğru makyajın ve &#8220;ışığın&#8221; olduğunun en somut kanıtlarından biri. Bunun dışında film kurgu olarak çok şık, oyunculuk derseniz olağanüstü. Zaten Erkan Can için yüzlerce defa duyduğum &#8220;mükemmel oyuncu&#8221; yorumunu bir de ben yapsam ne fark eder. Ama gerçekten filmi izlerken insan gemide gibi hissetmeye bile başlıyor, karakterler o kadar doğal oynuyor ki film film olmaktan çıkıyor bazen. Zaten filmin en büyük başarısı bu bence, bu gerçekçilik. Bence bu etkinin yaratılmasındaki en büyük etkense, filmde küfür ya da içki, esrar, sigara gibi konularda ekibin bir kaygı taşımaması. Bu filmi televizyonda izleyemeyecek olma sebebimiz aynı zamanda. Saçma bir sansür mantalitesi.</p>
<p>Sadede gelmek gerekirse Türk sinemasında altın değerinde iki filmimiz var. Özellikle böylesine orjinal bir fikrin uygulanması çok güzel ve seyredilmesi şart diye düşünüyorum. Benzerlerinin bu gidişatla çekilebileceğini zannetmediğim için bunlarla idare etmek zorundayız.</p>
<p>Dipnot: İki film arasında bir uyuşmazlık yakaladım, bara girip adamları aradıkları sahnede Azize&#8217;de bizim ne &#8220;diyon lan sen sibop&#8221; önce çıkıyor bardan hatta adamla kesişiyolar tam çıkarken. Oysa ki Gemide&#8217;de aynı sahnede Ali direk bereyi takıp önden çıkıyor. Bu arada iki filmde kullanılan birçok ortak sahnede var, bu çekimler sırasında 3 kamera aynı anda aynı sahneyi çekmiş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/124/gemide-1998-azize-bir-laleli-hikayesi-1999.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>The Seventh Continent (1989), Der Siebente Kontinent</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/123/the-seventh-continent-1989-der-siebente-kontinent.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/123/the-seventh-continent-1989-der-siebente-kontinent.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2008 00:20:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Kunt Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film Görüşleri]]></category>

		<category><![CDATA[7. Kıta]]></category>

		<category><![CDATA[71 Fragments]]></category>

		<category><![CDATA[aile]]></category>

		<category><![CDATA[almanya]]></category>

		<category><![CDATA[Araba Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Avusturya]]></category>

		<category><![CDATA[Benny's Video]]></category>

		<category><![CDATA[Dieter Berner]]></category>

		<category><![CDATA[dram]]></category>

		<category><![CDATA[Duygusal Buzlaşma]]></category>

		<category><![CDATA[Haneke]]></category>

		<category><![CDATA[Leni Tanzer]]></category>

		<category><![CDATA[Michael Haneke]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<category><![CDATA[Udo Samel]]></category>

		<category><![CDATA[Yedinci Kıta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=123</guid>
		<description><![CDATA[En büyük korkularımdan birine yaklaşmaya devam ettim bu filmi izleyerek. İzleyecek Haneke filmi kalmaması. The Seventh Continent Michael Haneke&#8217;nin 1989 yılında kendisi 47 yaşındayken çektiği ilk sinema filmi. Yani başka bir deyişle bu film Haneke&#8217;nin TV&#8217;den sinemaya geçiş yaptığı film. Ama öyle bir ilk film ki bu, bırakın elini korkak alıştırmayı, resmen ekrana, hatta kafamıza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="#555555;">En büyük korkularımdan birine yaklaşmaya devam ettim bu filmi izleyerek. İzleyecek Haneke filmi kalmaması. The Seventh Continent Michael Haneke&#8217;nin 1989 yılında kendisi 47 yaşındayken çektiği ilk sinema filmi. Yani başka bir deyişle bu film Haneke&#8217;nin TV&#8217;den sinemaya geçiş yaptığı film. Ama öyle bir ilk film ki bu, bırakın elini korkak alıştırmayı, resmen ekrana, hatta kafamıza balyozu indiriyor.</span></p>
<p>Almanya doğumlu Avusturyalı yönetmenin &#8220;duygusal buzlaşma&#8221; adını verdiği üçlemesinin ilk filmi bu, diğer ikisi ise 92 yılında gelen diğer balyoz etkisi olan &#8220;Benny&#8217;s Video&#8221; ve 94&#8242;te 71 kısa fragmanla dağınık ve zor bir anlatıma sahip olan &#8220;71 Fragments of a Chronology of Chance&#8221;. Konumuz olan bu film &#8220;The Seventh Continent&#8221; ise çoğu çevrelerce Haneke&#8217;nin en güzel filmi. Bende bu konuda aynı fikirdeyim, izlediğim şey bir başyapıttı bu yüzden eleştiri yapmaya zerre hakkım yok. Bu film ve bu yönetmen övgüden başka bir şeyi haketmiyor çünkü.<span id="more-123"></span></p>
<p>Yaklaşık 10 yıl sonra Fight Club&#8217;ta anlatılan, eşyaların ve statülerin insana mutluluk değil, yük ve sorumluluk beraberinde mutsuzluk getirmesi, aslında çook önceden bu filmde en az aynı çarpıcılıkta anlatılmış meğerse. Bu filme başlamadan önce There Will be Blood&#8217;u izliyordum ve inanılmaz bi sıkıntı bastı, ben aslında durgun filmlere gelemem, ve o filmi yarıda kesip aslında daha da durgun denilebilecek bu filmi açtığımda içimde bir ferahlama belirmesi ile beraber kendimi o güzel karelere, ve kapının 1 saatte kapanmasına, yemeğin 2 dk&#8217;da yenmesine, arabanın 5 dk.da yıkanmasına bıraktım. Ve yine dedim ki yönetmen ve görüntü yönetmeni zeki olduktan, sanatı hissettikten, bildikten sonra, film durgun veya hareketli farketmiyor.</p>
<p>Filmin başlangıcındaki arabanın yıkandığı sahne aslında filmi öyle güzel özetliyor ki, anne baba ve küçük kızları o daracık dünyalarında, o arabanın içinde sıkışmış kalmışlar. Ne gariptir ki aynı gün içinde kendi ailemle de, kendi gerçek hayatımda hemen hemen aynı araba yıkama dakikalarını yaşarken kendimi fazlaca garip hissettim bugün.</p>
<p>Haneke; filmlerini izlerken insana rahatsızlık veren bir yönetmendir. Ancak bunu kan, şiddet gibi klişe ve kolay yöntemlerle yapmaz. Haneke filmlerinde seyirciyi suçlar, seyirciyi izleyici olmaktan çıkarıp konuya dahil eder ve bunu başarır. Hatta gerekirse Funny Games&#8217;teki gibi bir oyuncu bize döner izlediklerimizden hoşnut olup olmadığımızı bile sorabilir. Bu yüzden ben ekran başında otururum, orda adam işkence çekerken, kafaya çekiçle vururken, (Old Boy) ben oturduğum yerden gülerim diyemezsiniz ne yazık ki.</p>
<p>Haneke filmlerinin bir başka özelliği de hiçbir sahnede müzik olmaması. Bu yüzden anlatılmak istenen fazlaca çıplak ve gerçekçi bir şekilde karşımıza seriliyor. Ve yine aynı yere geliyoruz, bu noktada mısır yiyen sinema izleyicisi değiliz, daha çok bir röntgenci gibiyiz. Sanki birden oyunculardan biri bize dönüp ne oldu ne bakıyorusunuz, defolun diyecekmiş gibi&#8230;</p>
<p>Özellikle Türk dizilerinde had safhada olan, Amerikan filmlerinde de yine yüksek sıklıkta hissettiğim bir tavır vardır: &#8220;seyirciyi salak yerine koymak ve olabildiğince çok açıklayıcı olmak&#8221;. İşte bu yüzden Michael Haneke&#8217;yi, Lars Von Trier&#8217;i, Gus Van Sant&#8217;ı ve diğer eli öpülecek Avrupalı yönetmenleri çok severim. Çünkü bu yönetmenler seyirciye fazlaca zeki muamelesi yaparlar, hep düşünmek, hep sorgulamak zorundasındır. Olayın bütünden gösterip senin hayalgücünü kısıtlamazlar, tam tersine çok az şey gösterip kalanı senin o eşsiz hayalgücüne bırakırlar. Bu sayede artık filme ortaksındır. Mesela bu filmde alışveriş yaparken sadece elleri görebiliyoruz, çekiç inerken surat ifadesi göremiyoruz. Bunları kafamızda oluşturmalıyız. Ancak bu aynı zamanda bizim karakterle bir bağ oluşturmamızı da engelliyor, film boyunca hep nesnelerle haşır neşiriz. Ve bu şekilde imgelerin gücü giderek artıyor ve iletişimsizliğin doğurduğu duyarsızlıkla birlikte gelen şiddet yavaş yavaş farkedilir hale geliyor.</p>
<p>Filmde babanın sevgi gösterilerinin kısıtlılığı, annenin duygusal çırpınışları (yine her Haneke filminde ratlayacağımız üzere bu filmde de vakitsiz bir duygusal patlama ve ardından gelen hıçkırıklı ağlama sahnesi mevcut) ve küçük Eva&#8217;nın biraz olsun sevgi görebilmek için başvurduğu yöntemler son derece iç parçalayıcı. Ancak film bizi o kadar nesnelleştirmiş ki, bunlar üzerine duygulanamıyoruz, tek yapabildiğimiz gözler açık ifadesiz izlemeye devam etmek. Öte yandan sonraki günlerde film aklıma geldikçe duygulandım, her dakika başka bir jeton düştü kafamda. Orta halli bir ailenin sürekli aynı hızda dönen çark içinde yaşadığı sonsuz bunalımdan kurtulmak istemesi elbette bir yol olabilir. Diğer yol ise öylece yaşamaya ve ölmeye devam etmek. Toplumda birçok olguyu yakalamak ve görmek zordur. Çünkü topluma yön vermek kolaydır. Toplum olaylara pek tepki veremez. Tepki veren ve yönetmesi zor olan bireylerdir. Bu filmde de tepkiyi, makro-faşizmi ve anarşizmi olabildiğince makro ve bireysel düzeyde görüyoruz ki bu çok daha etkili ve gerçekçi bir deneyim oluyor. Aynı zamanda bu olay yaşanmış gerçek bir hikayeden alıntı.</p>
<p>Dikkat ederseniz filmin çarpıcı ve en anlatılası noktalarına hiç değinmiyorum, çünkü spoiler olmasın istiyorum, bu sahneleri filmi izlerken yaşamalısınız. Filmi herkesin seveceği garantisi veremem çünkü Haneke zor bir yönetmendir. Ancak ben bu yönetmeni kendime inanılmaz yakın buluyorum, hangi filmini izlesem kesin &#8220;işte bu!, tam aklımdaki şey&#8221; gibi tepkiler vermekten kendimi alamıyorum. Film bence sinema okullarında ders olacak düzeyde özelliklere sahip. Bu sahneler ancak bu kadar dahice, bu kadar etkili ve aynı zamanda sanatsal çekilebilirdi. Kurgu zaten mükemmel. Haneke&#8217;nin çekirdek kadro oyuncuları da harika performans göstermişler yine. Nihilizmin doruklarındaki, teknolojiye, kapitalizme, anlamsız başarı ve sahip olma hırsımıza yapılan bu anlamlı bakış açısına sahip filmi kesinlikle izleyin derim.</p>
<p>Saygılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/123/the-seventh-continent-1989-der-siebente-kontinent.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ko to tamo peva</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/118/ko-to-tamo-peva-kim-sarki-soyluyor-orada-1980.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/118/ko-to-tamo-peva-kim-sarki-soyluyor-orada-1980.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 18:04:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fikret Karakurt</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film Görüşleri]]></category>

		<category><![CDATA[1980]]></category>

		<category><![CDATA[almanya]]></category>

		<category><![CDATA[balkanlar]]></category>

		<category><![CDATA[dram]]></category>

		<category><![CDATA[ikinci dünya savaşı]]></category>

		<category><![CDATA[kara komedi]]></category>

		<category><![CDATA[komedi]]></category>

		<category><![CDATA[naziler]]></category>

		<category><![CDATA[ödül]]></category>

		<category><![CDATA[otobüs]]></category>

		<category><![CDATA[savaş]]></category>

		<category><![CDATA[sırbistan]]></category>

		<category><![CDATA[Slobodan Sijan]]></category>

		<category><![CDATA[yol filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[Kim Şarkı Söylüyor Orada?
Geçen hafta arkadaşımla gece öylesine bir film izleme hevesiyle açtığımız bu Sırp filmi; Doğu Avrupa sinemasına dair Emir Kusturica harici affedilemez cahilliğimizi ve umursamazlığımızı bir kez daha ifşa etti. Daha önce adını bile duymadığım yönetmen Slobodan Sijan’ın eseri, 1981 yılında Montreal Dünya Film Festivali’inde ödül almış, uğruna yaygaralar kopartılmış ama ardından nankörlük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kim Şarkı Söylüyor Orada?</p>
<p>Geçen hafta arkadaşımla gece öylesine bir film izleme hevesiyle açtığımız bu Sırp filmi; Doğu Avrupa sinemasına dair Emir Kusturica harici affedilemez cahilliğimizi ve umursamazlığımızı bir kez daha ifşa etti. Daha önce adını bile duymadığım yönetmen Slobodan Sijan’ın eseri, 1981 yılında Montreal Dünya Film Festivali’inde ödül almış, uğruna yaygaralar kopartılmış ama ardından nankörlük edilerek unutulan birçok güzel sinema şaheserinin arasına karışmış. Keşke öyle olmasaymış zira “Ko to tamo peva”nın aradan 30 yıl geçmiş olmasına rağmen koruduğu tazelik, eski filmlere önyargıyla bakan seyirci kitlesini bile kendisine hayran bıraktıracak kadar çekici.</p>
<p class="MsoNormal"><span id="more-118"></span></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><a href="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/koto1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-120" src="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/koto1-300x179.jpg" alt="" width="300" height="179" /></a>Tarih 5 Nisan 1941… Savaşın kapısında olduğu karışıklık içindeki Sırbistan topraklarında, Belgrad’a gitmek üzere otobüs bekleyen bir savaş gazisi, iki çingene, bir Nazi sempatizanı, bir şarkıcı, bir hastalık hastası, bir avcı ve yeni evli bir çift. Bu kozmopolit güruha bir nevi önderlik eden paragöz ama aynı zamanda da prensip sahibi otobüs işletmecisi ve oğlu. Bu garip tayfanın hâlihazırda kendi başlarına açacakları dertlerden başka bir de savaşı bekleyen tedirgin Sırbistan insanıyla yaşayacakları münasebetlerden ortaya çıkacak huzursuzluklar söz konusu olunca; Belgrad’a kadar giden bu uzun ve çetrefilli yol bir şetaret havasına bürünüyor.</p>
<p class="MsoNormal">Akdeniz sinemasını andıran çok karakterli bir anlatıma sahip ve bu karakterlere duyulan sempatiyle mekaniğini koruyan çok yalın bir film “Ko to tamo peva”. Ortada çok komplike altmetinler veya metaforlar yok. Ya da şöyle demeli, metaforlar, alegoriler elbette var ama derinliği dize kadar. Suya girmişsiniz girmemişsiniz fark etmiyor. Mesajını verme ameli öyle ön planda ki herhangi bir yanlış anlaşılmaya, çift yönlü okumaya mahal vermeyen dik kafalı bir anlatım tutturmuş gidiyor. Bu vahim bir durum mu? Elbet değil zira biz, tebessüm ettiren hoş bir film izleme maksadı güdüyoruz. Arada da boşa vakit kaybetmemiş olalım bir de mesaj alalım diyoruz. Ha, o mesajı biz kendimiz de düşünemez miydik? Elbet düşünürdük!! Ee? İnsan deli olur şerefsizim böyle düşündükçe. O yüzden rahat kafayla oturup izlemeli bunlara takılmadan.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><a href="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/koto2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-121" src="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/koto2-300x163.jpg" alt="" width="300" height="163" /></a>Mizahın kaynağı son dönem Emir Kusturica filmleri gibi tuvalet mizahı veya slap-stick denilen fiziksel komediden ziyade karakterlerinin umursamazlığı ve sıradan/sıra dışı her şeyi kabullenmekteki gönüllülükleri. Otobüs şöförü Mişko’nun gözü kapalı 2 km sürme çabası veya savaş gazisinin sırf fakir olmadığını kanıtlamak için inatla 5 tane bilet satın almak istemesi bu tayfa için kabul edilebilir vukuatlar. Yol boyunca başlarına gelenler ise Sırpların günlük yaşantılarının getirdikleriyle savaşın getirdiklerinin sentezi gibi. Evliliğe, dine, aile çatışmalarına, toprak mevzusuna, bürokrasiye oldukça eğlenceli dokundurmalar yaparak yol alıyor bu tayfa.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><a href="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/koto3.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-122" src="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/koto3-300x163.jpg" alt="" width="300" height="163" /></a>Otobüsün yolcuları gizli kapaklı olmayan bir alegori demiştik. Her zaman sinirimizi oynatan züppe militarist kesime veya burjuvaya özenen sonradan görmelere dair çok keskin örnekler var. Ama esas güzellik, bu karakterlerin bir sıfata bürünmeye ihtiyaç duymadan var olmaları ve doğallıklarının sağladığı spontane mizah. Çok rahat bir film üstündeki örtüyü kaldırmadan baktığınız zaman. Dikkatinizi vermeden izlediğiniz zaman, yan mahalleden toplanan 9-10 kişilik bir tayfanın (tabii yan mahallede Sırplar olması lazım…veya Sırplar da olmasın, hangi millet olursa olsun ne de olsa faşizmi eleştiriyor film…ama daha şimdi dikkat vermeden izleyince dedim…oy oy!!) bu filme mevzu olduğunu düşünebilirsiniz. Yani bu filmi savaş karşıtı bir film olarak görmeden de izleyebilir ve gülebilirsiniz. Genel geçer sanat filmlerine duyulan çekingen; “Abi giricem ama anlar mıyım, ne memen bişeydir bu?” tavrından insanı rahatlıkla sıyıran, daha ziyade ;“Otur yiğenim çayımı iç, bizim de mallar geldi onları sayıyorum.” tadında bir film. Yani filmi ciddiye almazsanız daha fazla gülebilirsiniz çünkü kara filmin olmazsa olmazı hüznü ve karakterlere duyulan yakınlığı hesaba katarsak, bu filme sadece bir komedi filmi demek haksızlık olur. Tam tersine savaş karşıtı söylemi yeri geldiği zaman o kadar sert oluyor ki tüm o naiflik suratınıza çarpılmış gibi hissediyorsunuz.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Yakın geçmişe dair bir eser izleme merakı doğarsa bünyenizde, bu filmi Balkanların sinema namına çok naçizane eserler üretebildiğinin ve oldukça da hoş vakit geçirtebildiğinin bir kanıtı olarak tecrübe ediniz. Sırf zamandan azat kalabilmesi bile bir başyapıt muamelesi görmesi için yeterli.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/118/ko-to-tamo-peva-kim-sarki-soyluyor-orada-1980.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Trouble Every Day</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/108/trouble-every-day.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/108/trouble-every-day.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 22:48:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Kunt Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film Görüşleri]]></category>

		<category><![CDATA[Beatrice]]></category>

		<category><![CDATA[Cannibal]]></category>

		<category><![CDATA[Claire]]></category>

		<category><![CDATA[Dalle]]></category>

		<category><![CDATA[Day]]></category>

		<category><![CDATA[Denis]]></category>

		<category><![CDATA[Every]]></category>

		<category><![CDATA[Fransız]]></category>

		<category><![CDATA[Gallo]]></category>

		<category><![CDATA[kan]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Tricia]]></category>

		<category><![CDATA[Trouble]]></category>

		<category><![CDATA[Vahşet]]></category>

		<category><![CDATA[Vessey]]></category>

		<category><![CDATA[Vincent]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[Claire Denis&#8217;in yönetmenliğini üstlendiği, başrolde karizmatik ve sanatçı ya da deli ressam profiline sahip ( bence ) oyuncu Vincent Gallo&#8217;nun oynadığı ( aynı zamanda görüntü yönetmenliği üstlenmiş ), tüm oyunculukları şahane bulduğum 2002 yapımı, 90 dakikalık bir hastalıklı film var karşımızda.
Filmi 6 kişi izlemeye başladık ama 2 kişi bitirebildik, ve sanırım sadece ben beğendim, ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="#555555;">Claire Denis&#8217;in yönetmenliğini üstlendiği, başrolde karizmatik ve sanatçı ya da deli ressam profiline sahip ( bence ) oyuncu Vincent Gallo&#8217;nun oynadığı ( aynı zamanda görüntü yönetmenliği üstlenmiş ), tüm oyunculukları şahane bulduğum 2002 yapımı, 90 dakikalık bir hastalıklı film var karşımızda.</span></p>
<p>Filmi 6 kişi izlemeye başladık ama 2 kişi bitirebildik, ve sanırım sadece ben beğendim, ama çok beğendim, öyle böyle değil. Öncelikle filmin görüntü yönetmenliği harika, o kadar güzel fotoğraf kareleri vardı ki halen gözümün önüne geliyolar. Ayrıca renkler ve kamera kullanımını çok başarılı buldum, filmde bir çok yerde karşılaştığım sevişme sahnelerinde ( malum Fransız sineması ) yönetmenin hiçbir zaman olayı bütünden göstermemesi, ve tenin noktalarında makro dolaşımlar sergilemesi bence gayet takdire şayandı. Dehşet verici sahnelerde ise, arka planda çalan o tatlı romantik müzik ve karakterlerin olağanüstü masumlukları, filmi bir şiddet filminden ziyade, bir aşk filmi havasına sokuyordu. İlk defa şiddet dolu bir sahnede aşkı ve dramı gördüm sanırım.<span id="more-108"></span></p>
<p>Oyunculuklarda bir hata ya da bir kez olsun gerçeklikten kopmaya rastlamamak beni şaşırttı, bir çok filmde dehşet sahnelerde insanları güldüren, gerçekçilikten kopuştur aslında, bu filmde buna rastlamak mümkün olmuyor. Bu yüzden gülmek yerine filmi izlemeyi bırakmak tercih ediliyor. Kandan ve şiddetten çok rahatsız oluyorsanız, tavsiye etmem bu filmi.</p>
<p>Müziklere değinmek gerekirse; film bir klip havasında başlıyor, nerde duysam anında tanıyacağım Stuart Staples&#8217;ın sesi ve bir Tindersticks şarkısıyla ( hemen indirilmeli: Tindersticks - Trouble Every Day ).. Bu şarkının melodisi tüm film boyunca içinize işliyor ve kapanışta kendinizi bu şarkıyla başbaşa buluyorsunuz ( çünkü sizden başka kimse filmin sonunu getirme gereği duymamıştır : ) ) Ayrıca filmin genelinde de müzikler gayet başarılı ve etkili.</p>
<p>Son olarak bu filmi izleyin demek isterdim ama gördüğüm kadarıyla çok az izleyiciye hitap eden bir film. Bu yüzden önerim şu: Haneke&#8217;yi seviyorsanız, Avrupa sinemasını seviyorsanız, Irreversible güzelse, durgun anlatımlarda &#8220;ee ne oluyo şimdi&#8221; demeyip, o fotoğraf karesine bakarak dalıp, filmin konusunu hayalgücünüzle besliyorsanız. Bu filmi izleyin. Tersi durumda ise hemen bir Holywood filmi çakın <span style="#555555;">derim.</span></p>
<p>Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/108/trouble-every-day.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Amélie</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/110/amelie.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/110/amelie.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 22:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Kunt Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film Görüşleri]]></category>

		<category><![CDATA[Amelie]]></category>

		<category><![CDATA[aşk]]></category>

		<category><![CDATA[audrey tautou]]></category>

		<category><![CDATA[City of]]></category>

		<category><![CDATA[Delicatessen]]></category>

		<category><![CDATA[Fransız]]></category>

		<category><![CDATA[guillaume laurant]]></category>

		<category><![CDATA[Jean]]></category>

		<category><![CDATA[jean-pierre jeunet]]></category>

		<category><![CDATA[Jeunet]]></category>

		<category><![CDATA[Lost Children]]></category>

		<category><![CDATA[mathieu kassovitz]]></category>

		<category><![CDATA[Pierre]]></category>

		<category><![CDATA[Poulain]]></category>

		<category><![CDATA[Renk]]></category>

		<category><![CDATA[rufus]]></category>

		<category><![CDATA[Sur le Fil]]></category>

		<category><![CDATA[Tiersen]]></category>

		<category><![CDATA[Yann]]></category>

		<category><![CDATA[yann tiersen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[Bu filmi izlemeyen kalmamıştır herhalde, farkındayım ama olsun, buna değer. Üstelik filmi izlediğiniz için beni çok daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Zaten yorumumun sonunda izleyin ya da izlemeyin gibi bir nasihatte bulunmaktan ziyade, hala izlemediyseniz, sopamla geliyorum, peşinizdeyim, uyarısını daha makbul görüyorum.
Bu filme nereden başlasam bilemiyorum, Amélie karakterine beslediğim yoğun sempatiden mi, Yann Tiersen&#8217;in o sihirli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="#555555;">Bu filmi izlemeyen kalmamıştır herhalde, farkındayım ama olsun, buna değer. Üstelik filmi izlediğiniz için beni çok daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Zaten yorumumun sonunda izleyin ya da izlemeyin gibi bir nasihatte bulunmaktan ziyade, hala izlemediyseniz, sopamla geliyorum, peşinizdeyim, uyarısını daha makbul görüyorum.</span></p>
<p>Bu filme nereden başlasam bilemiyorum, Amélie karakterine beslediğim yoğun sempatiden mi, Yann Tiersen&#8217;in o sihirli notalarının boğazımda yarattığı düğümlenmeye tezat bir yandan da beni gülümsetmesinden mi, aynı zamanda filmin de aynı huya sahip olmasından mı, filmdeki her karenin ve rengin sahip olduğu abartılı estetikten mi yoksa bunun bir aşk filmi olmadığından, bunun bir güzellik ve barış filmi olduğundan mı başlasam.</p>
<p>Jean-Pierre Jeunet&#8217;i The City of Lost Children ya da Delicatessen&#8217;den hatırlayabilirsiniz. O güzel filmler hakkında da bir gün yazmak isterim. İşte bu başarılı yönetmen Fransız sinemasındaki sık rastlanan ciddilikten uzak durup, jelibon tadında hayali bir dünya yaratmış ve bu dünyanın içine de Amélie isminde, kafası karışık, çok düşünen, fazlaca yaratıcı, zeki ve melek kalpli (böyle biri gerçek olabilir mi?) bir insan koymuş. Ama bu insanın süregelen bir sorunu var, o da &#8220;yalnızlık&#8221;. Hemde öyle basit değil gerçek anlamda, okula hiç gidememiş, yalnız yaşadığı dairesinde sürekli bir şeyler düşünen, insanlarla &#8220;uzaktan&#8221; uğraşmayı kendine görev edinmiş, iyilik timsali bir insan bu. Ama bir noktada kendi iyiliğini de düşünmesi gerekecek. Yoksa kuruyan ve kırılganlaşan onun kalbi olacak.<span id="more-110"></span></p>
<p>Filmde kötülük denen olgu neredeyse yok gibi, öyle masalsı ve iyi niyetli bir dünya var ki karşımızda, kötülük için bir neden göremiyor insan. Tabi ki bu gerçekçi değil, ama filmdeki mutlu havanın üstüne özenle serpilmiş hüzün duygusu, yeterince doyurucu bir karşıtlık yaratıyor ve geriye hissedilir bir eksiklik kalmıyor. Bir de tencereyi Yann Tiersen&#8217;in müzikleri öyle güzel kapatıyor ki, artık karşımızda sarsılmaz bi görüntüler ve sesler silsilesiyle başbaşa kalıyoruz sadece. Tabi görüntü yönetmenliği, olağanüstü güzellikteki fotoğraf kareleri, o harika renkler de, bu bütünlüğü bir güzel perçinliyor. Zaten son dönemde izlediğimiz Pushing Daisies dizisi de Amélie&#8217;den fazlaca etkilenmiş olmalı farkındasınızdır ki. Gerek canlı renkler ve dizaynı, gerek masum Chuck karakteriyle. Ama nasıl korku duygusunu uzakdoğulular iyi veriyorsa, aşkı ve güzelliği de Fransızlar güzel veriyor bence, komediyi İngilizler, manyaklığı Almanlar, ekşını da Amerikalılar versin olsun bitsin. Bu arada çok alakasız gelebilir ama, Slipknot&#8217;un Vermillion şarkısının klibi de bana benzer hisler hissettiriyor bu filmle garip. Ne diyordum, Yann Tiersen&#8217;in bu film için yaptığı soundtrack albümünü de hemen edinin bir şekilde, o kliple beraber.</p>
<p>Sonuç olarak, bu kendi tarzında bir kilometre taşı olan filmi eğer hala izlemediyseniz çok şanslısınız, çünkü önünüzde sizi mutlu edecek bir &#8220;2 saat&#8221;iniz var. Aslında sadece 2 saat değil, çünkü yılda 1 doz, üzgün insana ilaç gibi gelcek bir film bu. Bu küçük kızdan güzellik, iyilik ve barış adına öğrenilecek çok şey var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/110/amelie.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>The Covenant</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/111/the-covenant-2006.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/111/the-covenant-2006.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 22:39:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fikret Karakurt</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film Görüşleri]]></category>

		<category><![CDATA[1692]]></category>

		<category><![CDATA[aksiyon]]></category>

		<category><![CDATA[Cadı]]></category>

		<category><![CDATA[Doğa üstü]]></category>

		<category><![CDATA[gerilim]]></category>

		<category><![CDATA[gotik]]></category>

		<category><![CDATA[Ipswich]]></category>

		<category><![CDATA[Laura Ramsey]]></category>

		<category><![CDATA[Renny Harlin]]></category>

		<category><![CDATA[Salem]]></category>

		<category><![CDATA[Sebastian Stan]]></category>

		<category><![CDATA[Steven Strait]]></category>

		<category><![CDATA[Toby Hemingway]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[Bundan beş altı yıl önce dengesiz sayılabilecek ölçüde Buffy veyahut Angel izlemiş, Alacakaranlık Kuşağı’yla Goosebumps’la ürkmüş, Underworld’ü hadi olmadı The League of Extraordinary Gentlemen’ı iple çekmiş ama tatmin olamamış bir nesiliz (kısa cümleler…). Bu sebepledir ki ne zaman TV’de veyahut sinemada doğaüstü öğeler ihtiva eden bir film görsek seviniriz heyecanlanırız vesselam. Şahsım adına bu heyecan; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan beş altı yıl önce dengesiz sayılabilecek ölçüde Buffy veyahut Angel izlemiş, Alacakaranlık Kuşağı’yla Goosebumps’la ürkmüş, Underworld’ü hadi olmadı The League of Extraordinary Gentlemen’ı iple çekmiş ama tatmin olamamış bir nesiliz (kısa cümleler…). Bu sebepledir ki ne zaman TV’de veyahut sinemada doğaüstü öğeler ihtiva eden bir film görsek seviniriz heyecanlanırız vesselam. Şahsım adına bu heyecan; birçok fuzuli sinema biletine, harcanmış saatlere ve uykusuz gecelere mahal vermiş olsa da bu haysiyetsiz endüstriye gözü kapalı bir bağlılıktan vazgeçemiyorum. Harcanmış fırsatları görüp üzülüyorum, potansiyeli ayaklar altında çiğnenmiş fikirlere veryansın ediyorum ama izliyorum en nihayetinde. Belki irademize sahip çıksak izlemesek, stüdyolar “Ulen n’oluyor!” diye bir irkilip kendilerine gelme çabası içine girebilir lakin henüz böyle bir hareketin esamesi bile okunmuyor.<span id="more-111"></span></p>
<p style="center;"><a href="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/cove2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-113" src="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/cove2-300x198.jpg" alt="" width="300" height="198" /></a></p>
<p class="MsoNormal">Giriş paragrafından da anlaşıldığı üzere The Covenant’da (Türk çevirmenlerine ithafen filmin adını “Ölüm Çemberi” değil de “Cadılar Meclisi” koymayı talep ediyorum.) böyle harcanmış potansiyel sahibi fikirlerden biri. 1692 yılında Massachusetts’nın karanlık ormanlarla dolu topraklarında cadı avcılarından korunmak için 5 güçlü cadı ailesi aralarında bir sessizlik anlaşmasında karar kılarlar. Ancak bir aile bu anlaşmayı bozar ve topluluktan atılır. Yüzyıllar boyunca bu aileler güçlerini bir sonraki nesile aktarırken anlaşmaya sadık kalmaya devam ederler. Her ailenin en büyük çocuğu 18 yaşına geldiğinde yükselir ve çok büyük güç sahibi olur ancak büyü kullanmanın da bir dezavantajı vardır. Büyü kullanımı cadıları bağımlı hale getirip bedenlerini ve akıllarını tüketene kadar onları esir etmektedir. Böyle bir despotluk altında bu dört ailenin en büyük erkek çocukları intikam için hepsinden daha güçlü bir biçimde geri dönen beşinci ailenin çocuğuyla mücadele etmek zorundadırlar. Hoş…Güzel yahu eğlenceli… Her türlü mavraya müsait bir senaryo. Bu dört gencin kendi aralarındaki rekabete mahal veren bir grup içi dinamiği, geri gelen uğursuz ve güçlü bir adam karşısında nasıl değişir? Veyahut aklı başında ve esaslı bir insan olan esas oğlan Caleb ne kadar lider vasfına sahiptir? Etrafta hala gizli gizli çalışan cadı avcıları olabilir mi? Şehirdeki cadı efsanelerinden mütevellit bir gerilim ve kimin iyi kimin kötü olduğuna dair bir gizem? Yapamadığı büyüden muzdarip bir cadı? Büyü?? Biraz daha büyü?? Büyünün bağımlılık yaratması üzerinden bir bir oturan bir mecaz? Hepsine imkan veren bir senaryo eldeki.</p>
<p class="MsoNormal"><a href="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/cove3.jpg"></a></p>
<p style="center;"><a href="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/cove3.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-114" src="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/cove3-300x181.jpg" alt="" width="300" height="181" /></a></p>
<p class="MsoNormal">Görsellik açısından da filmin çok büyük artıları olduğunu söylemek gerek. Bu neo-gotik diye çırpına çırpına anlattığımız kavramı şehirden alıp bildiğimiz banliyö arazilere oturtma fikri, arabalar, cep telefonları gibi ufak teknolojik unsurlar hariç kendimizi ortaçağda hissetmemizi sağlayacak kadar iyi hazırlanmış setler ve doğal karanlıkla birleşiyor.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Karakterler açısından da çok parlak olmasa da birkaç ufak detay var oldukça güzel duran. Esas oğlanlara duyulan kıllık umumi bir içgüdüdür. Bu adamlar yakışıklıdır, efendidir ama kaypaktır da aynı zamanda. “Aman öyle olmasın aman bu üzülmesin.” Diye diye delirtirler adamı. Halbuki esas oğlanımız Caleb, oturaklılığı ve efendiliği kadar dediğim dedik tavrı masaya yumruğunu kodu mu dediğini yaptırır imajıyla da gönüllerimize taht kurmaya aday bir insan. Kankası Pouge ise diğer side-kick diye tabir edilen lakin geride kaldığı için komplekse düşen genç profilinden uzak, motoruyla takılan başına buyruk sevimli bir insan. Reid, şımarıklığına ve hırsına rağmen ilginç bir şekilde Caleb’a saygı duyduğu için lider olarak onun sözünü dinleyen tezcanlı bir cadı. Tyler’ın ise ağzı var dili yok. Onu ben de anlamadım tam olarak.</p>
<p class="MsoNormal"><a href="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/cove4.jpg"></a></p>
<p style="center;"><a href="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/cove4.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-115" src="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/09/cove4-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p class="MsoNormal">Yani bu film olabilirmiş. Bayağı güzel bir film olabilirmiş. Renny Harlin’e yönetmen olarak kredili bir insan olduğundan saygı duyuyoruz. Ama insan uzun süre ortalama filmlere imza atınca sanırım bu hastalıktan muzdarip olup tüm fikirleri ortalama bir filme dönüştürmeye başlıyor. Gerçi filmi izlerken fark edeceğiniz bir başka noktaysa özellikle son düelloya yaklaşırken sahnelerin ne kadar çabuk kesildiği, diyalogların ne kadar kısa tutulduğu. Son düelloda iki cadının birbirine su topları fırlatmasıysa cadı denilen olgunun o kadar da korkulacak bir şey olmadığına işaret ediyor kanımca. Yani biraz daha şaşalı büyüler biraz daha gizemli hareketler olamaz mıydı? Cadı dediğimiz teleporttan ve su topu fırlatmaktan mı ibarettir? Eğer öyleyse bunun bağımlılık yaratan tarafı ne allasen? Stüdyonun belli bir müdahalesinin filme bu kadar yansıması saçma olduğu kadar sinir bozucu da. Filmin kendi potansiyelini gösterme ve karakterlerini sunma çabası arasında kaçırılan fırsatlar filme yoğunlaşmanızı engelliyor.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">“The Covenant” iyi bir film değil. Hatta şu durumda söylenebilir ki böyle bir senaryodan çıkartılabilecek en ortalama filme dönüşmüş. Ama belki filmi izlerken arka plandaki gotik atmosferle bezenmiş şahane görsellik, b-filmi tadında ucuz ama eğlenceli görsel efektler ve karizmatik cadılarıyla bir müddet sizi eğlendirebilir. “Collide”ın “Predator”ını bir filmde dinleme şerefine nail olmak da ayrı bir artı. Hoş bir eğlencelik olmak yerine 2000’li yılların Lost Boys’u olmayı da seçebilirdi “The Covenant”. Olmamış, sağlık olsun. Son olarak, erkekten cadı olmaz, delikanlıyı bozar…(Ha bir de bu film ne kadar ataerkil bir filmdi la, bir tane güçlü aktif kadın karakter yoktu…Sarah sayılmaz.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/111/the-covenant-2006.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mark Payne? Max Wahlberg?</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/107/max-payne-mark-wahlberg.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/107/max-payne-mark-wahlberg.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 15:53:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Gür</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[john moore]]></category>

		<category><![CDATA[mark wahlberg]]></category>

		<category><![CDATA[max payne]]></category>

		<category><![CDATA[mila kunis]]></category>

		<category><![CDATA[mona sax]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=107</guid>
		<description><![CDATA[Mark Wahlberg, Max Payne&#8217;in ağrılarına son verebilecek mi?
Bilgisayar oyunları tarihinin en karizmatik karakterlerinden birisi olan Max Payne&#8216;in sinema uyarlaması 17 Ekim 2008 günü Amerika&#8217;da gösterime giriyor. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan fragmanının yanı sıra şimdi de yeni uluslararası afişleri de Max Payne hayranları için sunuldu. Karizmatik Max Payne karakterini birçok başarılı yapımdan tanıdığımız Amerikalı oyuncu Mark Wahlberg [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mark Wahlberg, Max Payne&#8217;in ağrılarına son verebilecek mi?<span id="more-107"></span></p>
<p>Bilgisayar oyunları tarihinin en karizmatik karakterlerinden birisi olan <a href="http://www.imdb.com/title/tt0467197/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Max Payne</a>&#8216;in sinema uyarlaması 17 Ekim 2008 günü Amerika&#8217;da gösterime giriyor. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan fragmanının yanı sıra şimdi de yeni uluslararası afişleri de Max Payne hayranları için sunuldu. Karizmatik Max Payne karakterini birçok başarılı yapımdan tanıdığımız Amerikalı oyuncu Mark Wahlberg beyaz perdeye taşıyor. Max Payne&#8217;in karizmatik görünüşünün <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000242/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Mark Wahlberg</a>&#8216;de olamayacağını düşünenlere Wahlberg&#8217;in başarılı kariyerine bir göz atmalarını tavsiye etmek gerekiyor. Birçok uyarlamada rol alan birçok başarılı aktör, uyarlamalarda vasat performanslar gösterse bile bu her zaman geçerli olacak bir kural olarak kabul edilmemeli. En azından filmi izledikten sonra yorum yapmak daha makul bir davranış olur.</p>
<p>Film gösterime girene kadar yayınlanan fragman ile idare etmemiz gerekiyor:</p>
<p><object width="420" height="249"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/k2P1Ro1tVdHQikGVmP&#038;related=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/k2P1Ro1tVdHQikGVmP&#038;related=1" type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="249" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always"></embed></object></p>
<p>Daha önce <a href="http://www.imdb.com/title/tt0159273/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Behind The Enemy Lines</a>, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0377062/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Flight of the Phoenix</a>, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0466909/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">The Omen</a> gibi filmleri yöneten İrlandalı yönetmen <a href="http://www.imdb.com/name/nm0601382/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">John Moore</a>&#8216;un yönetmen koltuğunda oturduğu Max Payne filminde, oyununda herkesi kendisine hayran bırakan en seksi karakterlerden birisi olan Mona Sax&#8217;ı ise genç rus oyuncu <a href="http://www.imdb.com/name/nm0005109/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Mila Kunis</a> canlandırıyor.</p>
<p>2001&#8242;de çıkan Max Payne efsanesinin bu yıl çıkacak filmi merakla bekleniyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/107/max-payne-mark-wahlberg.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>The Shutter – Resimdeki Hayalet (2008)</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/96/the-shutter-resimdeki-hayalet.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/96/the-shutter-resimdeki-hayalet.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2008 00:02:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fikret Karakurt</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film Görüşleri]]></category>

		<category><![CDATA[gerilim]]></category>

		<category><![CDATA[j-horror]]></category>

		<category><![CDATA[John Hensley]]></category>

		<category><![CDATA[joshua jackson]]></category>

		<category><![CDATA[korku]]></category>

		<category><![CDATA[masayuki ochiai]]></category>

		<category><![CDATA[megumi okina]]></category>

		<category><![CDATA[rachael taylor]]></category>

		<category><![CDATA[remake]]></category>

		<category><![CDATA[tayland]]></category>

		<category><![CDATA[yeniden çevrim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=96</guid>
		<description><![CDATA[Yeniden çevir ey Hollywood!!!
Uzak Doğu korku sineması son on yıldır korkma maksadıyla film izleyen belli bir kesimi ziyadesiyle mutlu ediyor değil mi sevgili okur? Evet dediğini duyar gibiyim. Bundan iki sene önce üniversite kampuslerinde elden ele divx’i dolaşan bir Tayland yapımı korku filmi vardı “Shutter” diye tercüme edilen. Bilindik J-horror formülünü uygulamasına rağmen bu uygulamadaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Yeniden çevir ey Hollywood!!!</p>
<p class="MsoNormal">Uzak Doğu korku sineması son on yıldır korkma maksadıyla film izleyen belli bir kesimi ziyadesiyle mutlu ediyor değil mi sevgili okur? Evet dediğini duyar gibiyim. Bundan iki sene önce üniversite kampuslerinde elden ele divx’i dolaşan bir Tayland yapımı korku filmi vardı “Shutter” diye tercüme edilen. Bilindik J-horror formülünü uygulamasına rağmen bu uygulamadaki başarıdan mıdır veyahut kolpa senaryosunun erkek milletine veryansın edişine meyilli genç nesilden midir bilinmez çok takdir görmüş bir filmdi. Hollywood modaya uyaraktan bol TV dizisi yıldızlı bir yeniden çevrime imza atmakta gecikmedi takdir edersiniz ki. (veyahut edersin ki…okur…)<span id="more-96"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="center;"><a href="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/08/shut2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-98" src="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/08/shut2-300x252.jpg" alt="" width="300" height="252" /></a></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Joshua Jackson, John Hensley gibi siması tanıdık sevimli oyunculardan meydana gelen kadro esasında çok da göze batan bir liste değil. Ama bu durum elbette ki bu yeniden çevrimin muazzam bir faciaya dönüşmesine engel değil. Neden diyecek olursan sevgili okur, J-horror gücünü korku öğesi olarak kullandığı sembolik göndermeler kadar peydahlandığı coğrafyadan da alır. Son 5-6 senedir izlediğim bilumum uzak doğu korku filminden edindiğim en manalı bilgi bu olsa gerek. Nakata’nın Ring Two’da ne tarz bir fiyaskoya imza attığını hatırlayanlar ne demek istediğimi daha da iyi anlarlar sanırım. Maksat aldığı coğrafyaya taban tabana zıt bir başka coğrafyada yeniden hayat bulma çabası ister istemez ters tepiyor. The Shutter’ın da bu bahsettiğim durumdan muzdarip olduğu aşikâr. Filme genel olarak göz attığınızda ortada çok da yanlış duran bir şey yok. İlk filmin atmosferine hemen hemen muadil bir ortamda beyaz elbiseli uzun saçlı bir kızcağızın birkaç tane deli dolu terbiyesiz erkeğe kabir azabı çektirdiği bir film bu. Bir tecavüz, gizemli bir hayalet, bir kız arkadaş gibilerinden gerekli olgular mevcut her zamanki gibi. Verdiği mesajı fazla kör gözüm parmağına görebilirsiniz ama bu konuya çok odaklanmanın anlamı yok. Zira aynı problem burada da devreye giriyor. Uzak Doğu’nun oryantalist tavrının kadınlara yüklediği ikinci sınıf vatandaş sıfatı halen Dünya’nın kalanına oranla oldukça ilkel bir seviyede. Bu derece sert bir isyana sahne olan bir konuyu eşelerken tüm elementler yerine bir bir oturuyor ama aynı konuyu batıya endeksli incelediğimizde ortaya oldukça riyakâr bir tablo çıkıyor. Rahatsız oluyorum ister istemez.</p>
<p class="MsoNormal">
<p style="center;"><a href="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/08/shut4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-100" src="http://www.sineblok.com/wp-content/uploads/2008/08/shut4-300x97.jpg" alt="" width="300" height="97" /></a></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Demem o ki, gerek oyuncularının zıt doğası gerekse senaryonun uyuşmazlığı bu yeniden çevrimi daha hayat bulmadan mahvetmeye hazırdı zaten. Tüm bunlara bir de fazlaca çiğ ve taklit bir teknik eklenince (yönetmen Masayuki Ochiai’ye rağmen) The Shutter oldukça başarısız bir yeniden çevrim oluyor. Evet halen bir iki sahnede yerinizden zıplamanız muhtemel ama bu sene The Eye’da da yaşadığımız “Biz bunların hepsini daha kaliteli bir şekilde izledik” sendromunu The Shutter’da da yaşamanız muhtemel. Eğer ki Uzak Doğulular’a bir antipatiniz varsa ve yüzlerini görmeye, seslerini duymaya tahammül edemiyorsanız bu yeniden çevrim furyasından payenizi alabilirsiniz ama orijinali gibi olmuyor diyeyim ben size…(veyahut sana, ey okur….)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/96/the-shutter-resimdeki-hayalet.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşasın Yeni Kral!</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/95/king-lear-anthony-hopkins-2010-2.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/95/king-lear-anthony-hopkins-2010-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2008 13:28:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Gür</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[anthony hopkins]]></category>

		<category><![CDATA[joshua michael stern]]></category>

		<category><![CDATA[keira knightley]]></category>

		<category><![CDATA[naomi watts]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Anthony Hopkins 2010&#8242;da yeni Kral Lear.
Her dönem, sinemada tekrar tekrar hayat bulan William Shakespeare oyunlarına bir yenisi daha ekleniyor. Birçok popüler sinema uyarlaması bulunan Shakespeare, dünyanın en iyi oyun yazarlarından birisi olarak kabul ediliyor ve oyunları hala canlandırılıyor. Çoğu zaman tiyatro sahnelerinde görebildiğimiz Shakespeare oyunlarından bir tanesini daha artık güçlü bir oyuncu kadrosu ile birlikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Anthony Hopkins 2010&#8242;da yeni Kral Lear.<span id="more-95"></span></p>
<p>Her dönem, sinemada tekrar tekrar hayat bulan <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000636/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">William Shakespeare</a> oyunlarına bir yenisi daha ekleniyor. Birçok popüler sinema uyarlaması bulunan Shakespeare, dünyanın en iyi oyun yazarlarından birisi olarak kabul ediliyor ve oyunları hala canlandırılıyor. Çoğu zaman tiyatro sahnelerinde görebildiğimiz Shakespeare oyunlarından bir tanesini daha artık güçlü bir oyuncu kadrosu ile birlikte sinemada izleyebileceğiz.</p>
<p>Bu seferki uyarlama <a href="http://www.imdb.com/title/tt1235140/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">King Lear</a> olacak. Daha önce de birçok sinemaya uyarlanan King Lear&#8217;ın yepyeni bir kadro ile tekrardan sinemada hayat bulması hiç kuşkusuz Shakespeare hayranlarını çok sevindirecektir.</p>
<p>Filmin ağır topları belirlenmiş durumda. İşte 2010 yılında gösterime girecek olan King Lear&#8217;ın oyuncu kadrosu:</p>
<p>Kral Lear rolünde göreceğimiz <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000164/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Sir Anthony Hopkins</a>&#8216;i bir çok kült filmde izleme şansına erişmiştik.</p>
<p>Kral Lear&#8217;ın kızlarından Cordelia rolü ile hayranlarının karşısına çıkacak olan güzel oyuncu <a href="http://www.imdb.com/name/nm0461136/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Keira Knightley</a> kadronun kuşkusuz en güzel üyesi.</p>
<p>3 kız kardeşten birisi olan Goneril rolünü ise bir başka İngiliz oyuncu <a href="http://www.imdb.com/name/nm0915208/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Naomi Watts</a> üstlenmiş durumda.</p>
<p>Bir diğer kız kardeş olan Regan rolünü kadronun şu ana kadarki tek amerikalısı olan Oscar ödüllü <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000569/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Gwyneth Paltrow</a> canlandıracak.</p>
<p>Filmin yönetmeni ise <a href="http://www.imdb.com/name/nm0827750/" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Joshua Michael Stern</a>.</p>
<p>Daha önce 13 kez sinemaya uyarlanan King Lear 2010&#8242;da gösterime gireceği hali ile daha şimdiden birçok sinemaseveri heyecanlandırmış durumda. Filmin toplam bütçesinin şu an için 35 milyon dolar olacağı belirtilmiş durumda. Shakespeare&#8217;in trajedilerinin en korkuncu olarak bilinen Kral Lear&#8217;ın konusuna da kısaca değinmek gerekir: Gururlu ve bencil olan yaşlı Kral Lear, sadık kızı Cordelia kendisini ne kadar sevdiğini ablaları gibi abartarak açıklamayınca öfkelenerek onu sürgüne gönderir ve servetini öbür kızları Goneril ve Regan arasında paylaştırır. Oysa bu iki kardeş sevdiklerini söyleseler de zalim ve haindir. Çok geçmeden Lear onların gerçek yüzlerini görür. Fırtınalı bir gecede kendini sokakta bulan Lear, yaptığı haksızlığın farkına geç de olsa varır&#8230;</p>
<p>Daha önce birçok kez sinemaya uyarlanan Shakespeare oyunlarının en iyisi olarak kabul edilen <a href="http://www.imdb.com/find?s=all&amp;q=hamlet&amp;x=0&amp;y=0" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Hamlet</a>, 35 uyarlama ile sinemaya en çok uyarlanan eser olarak da karşımıza çıkıyor. Hiç kuşkusuz <a href="http://www.imdb.com/title/tt0099726/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Hamlet</a> uyarlamalarından en çarpıcı olanı ise <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000154/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Mel Gibson</a>&#8216;un rol aldığı versiyondu. Hamlet&#8217;i 23 uyarlama ile <a href="http://www.imdb.com/find?s=all&amp;q=macbeth&amp;x=0&amp;y=0" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Macbeth</a>, 21 uyarlama ile <a href="http://www.imdb.com/find?s=all&amp;q=romeo+and+juliet&amp;x=0&amp;y=0" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Romeo ve Juliet</a> takip ederken, <a href="http://www.imdb.com/find?s=all&amp;q=othello&amp;x=0&amp;y=0" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Othello</a> 20, <a href="http://www.imdb.com/find?s=all&amp;q=julius+caesar&amp;x=0&amp;y=0" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Jül Sezar</a> 15 kez sinemaya uyarlanmış durumda.</p>
<p>Tüm uyarlanan filmlerin listesi ise şöyle:<span class="haberaltinb"><strong></strong>Anthony ve Cleopatra: 6<br />
Beğendiğiniz Gibi (As You Like It): 9<br />
Yanlışlıklar Komedyası (The Comedy of Errors): 7<br />
Hamlet: 35 (Bir tanesi Rusya&#8217;da &#8220;Gamlet&#8221; adıyla bir tanesi de Yeşilçam&#8217;da &#8220;İntikam Meleği Hamlet&#8221; adıyla çekilmişti)<br />
Julius Caesar: 15<br />
Kral Lear (King Lear): 13<br />
Macbeth: 23<br />
Venedik Taciri (The Merchant of Venice): 11<br />
Kuru Gürültü (Much Ado About Nothing): 6<br />
Bir Yaz Gecesi Rüyası (A Midsummer Night&#8217;s Dream): 6<br />
Othello: 20<br />
Richard III: 8<br />
Romeo ve Juliet: 21<br />
Tapınak (The Tempest): 13<br />
On İkinci Gece (Twelfth Night): 11</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/95/king-lear-anthony-hopkins-2010-2.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Street Fighter: The Legend of Chun-Li ilk fotoğrafları yayınlandı</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/90/street-fighter-the-legend-of-chun-li.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/90/street-fighter-the-legend-of-chun-li.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Aug 2008 14:41:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Gür</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[andrzej bartkowiak]]></category>

		<category><![CDATA[chris klein]]></category>

		<category><![CDATA[chunli]]></category>

		<category><![CDATA[kristin kreuk]]></category>

		<category><![CDATA[michael clarke duncan]]></category>

		<category><![CDATA[moon bloodgood]]></category>

		<category><![CDATA[street fighter chun li efsanesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=90</guid>
		<description><![CDATA[7 Şubat 2009 tarihinde Amerika&#8217;da gösterime girecek olan Street Fighter: The Legend of Chun-Li&#8217;nin ilk fotoğrafları yayınlandı. EuroTrip filminde Scotty&#8217;nin eski kız arkadaşı Fiona&#8217;yı canlandıran ve aynı zamanda da Superman&#8217;in gençlik yıllarını anlatan Smallville dizisinde Clark Kent&#8217;in ilk aşkı rolünde oynayan güzeller güzeli Kristin Kreuk&#8217;un canlandırdığı Chun-Li karakteri için çekilen bu Street Fighter filminin nasıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>7 Şubat 2009 tarihinde Amerika&#8217;da gösterime girecek olan Street Fighter: The Legend of Chun-Li&#8217;nin ilk fotoğrafları yayınlandı. EuroTrip filminde Scotty&#8217;nin eski kız arkadaşı Fiona&#8217;yı canlandıran ve aynı zamanda da Superman&#8217;in gençlik yıllarını anlatan Smallville dizisinde Clark Kent&#8217;in ilk aşkı rolünde oynayan güzeller güzeli Kristin Kreuk&#8217;un canlandırdığı Chun-Li karakteri için çekilen bu Street Fighter filminin nasıl bir ilgi ile karşılaşacağı merak konusu. Ancak tüm dünyadan milyonlarca oyunseverin ilk göz ağrılarından birisi olan Street Fighter&#8217;ın filminin vizyona girmesi ve hayranları tarafından ilgi ile karşılanması kesinlikle beklenmesi gereken bir sonuç olacaktır.</p>
<p>Eski sinematograf <a href="http://www.imdb.com/name/nm0005647/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Andrzej Bartkowiak</a>&#8216;ın yönetmenliğini yaptığı filmin diğer oyuncuları ise <a href="http://www.imdb.com/name/nm1291227/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Moon Bloodgood</a>, <a href="http://www.imdb.com/name/nm0003817/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Michael Clarke Duncan</a> ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0005098/" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.imdb.com');">Chris Klein</a>&#8230;</p>
<p>Resimleri görmek için <a href="http://www.legendfilms-thai.com/gallery_detail.php?sid=14" target="_blank" onclick="javascript:pageTracker._trackPageview ('/outbound/www.legendfilms-thai.com');">buraya tıklayın.</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/90/street-fighter-the-legend-of-chun-li.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor (2008)</title>
		<link>http://www.sineblok.com/film/89/the-mummy-tomb-of-the-dragon-emperor.html</link>
		<comments>http://www.sineblok.com/film/89/the-mummy-tomb-of-the-dragon-emperor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 23:12:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fikret Karakurt</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film Görüşleri]]></category>

		<category><![CDATA[aksiyon]]></category>

		<category><![CDATA[Brendan Fraser]]></category>

		<category><![CDATA[fantastik]]></category>

		<category><![CDATA[gerilim]]></category>

		<category><![CDATA[gişe]]></category>

		<category><![CDATA[imparator]]></category>

		<category><![CDATA[Jet Li]]></category>

		<category><![CDATA[komedi]]></category>

		<category><![CDATA[Luke Ford]]></category>

		<category><![CDATA[Maria Bello]]></category>

		<category><![CDATA[Michelle Yeoh]]></category>

		<category><![CDATA[Mumya]]></category>

		<category><![CDATA[Rob Cohen]]></category>

		<category><![CDATA[Uzak Doğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sineblok.com/?p=89</guid>
		<description><![CDATA[İlk Mumya filminin yarattığı tantanayı daha dün gibi hatırlayanlar mevcuttur elbet. Stephen Sommers’ın kendini çok ciddiye almayan B-filmi, benim gibi avare bir güruhu ihya etmişti (word isyan bayrağını çekti, bütün kelimelerin altı hep kırmızı kırmızı…). Indiana Jones’u fena halde andıran esas adamı Rick O’Connell (ki bu rolle ısındıydık Brendan Fraser’a… sonradan o kadar kötü iş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk Mumya filminin yarattığı tantanayı daha dün gibi hatırlayanlar mevcuttur elbet. Stephen Sommers’ın kendini çok ciddiye almayan B-filmi, benim gibi avare bir güruhu ihya etmişti (word isyan bayrağını çekti, bütün kelimelerin altı hep kırmızı kırmızı…). Indiana Jones’u fena halde andıran esas adamı Rick O’Connell (ki bu rolle ısındıydık Brendan Fraser’a… sonradan o kadar kötü iş yaptı yine de sevmeye devam ettik.) 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Mısır’da mumya kovalarkene kah güldük kah gerildik kah eğlendik, kudurduk yarabbi! Bir yeniden çevrim için (The Mummy (1932)) oldukça hoş bir risk alarak bir korku filminden eğlenceli ve hareketli bir gişe canavarı çıkartmıştı ve kısa sürede kült haline gelmişti Sommers’ın filmi. Kendisinden 5 sene sonraki Karayip Korsanları&#8217;na benzer bir akımla kemik bir hayran kitlesi oluşturmuştu bu yapım. Devam filmi ruhsuz olsa da kendi kendine yetebilen bir filmdi ve Akrep Kral gibi testesteron fışkırtan bir de yan karakter çıkartmıştı ortaya kendi filmine vakıf olabilen. En nihayetinde uzun zamandır beklenen 3. film, Indiana Jones’a gişede rakip olması açısından aynı yıl içerisinde vizyona girdi. Girmez olaydı….<span id="more-89"></span></p>
<p>Rick’in 2. filmden tanıdığımız oğlu Alex, Uzak Doğu’da yüzyıllardır uyumakta olan şeytani imparatoru uyandırıyor ve bizimkiler de bu zat’ın dünyayı ele geçirmesine engel olmaya çalışıyorlar. Şimdiden göz kapakları yarıya indi baygın baygın ekrana bakılmakta lakin heyhat! Daha bekleyin… Bunlar olması gereken veyahut hoşgörüyle karşılanabilecek noktalar. Saçmasapan bir senaryoya razıyım eğer ki Rick O’Connell ejderhalı, kung fu’lu, buz adam yetili, Jet Li’li bir maceraya maruz bırakılacaksa…Gelin görün ki Rick O’Connell yukarıda saydığım her şeye maruz kalmasına rağmen bir macera yaşamıyor. Zira başrol oyuncusu Brendan Fraser’ın (kendisi ilk iki filmin lokomotifiydi takdir edersiniz.) sözleşmesi gereği bir devam filminde rol almaktan dolayı içi geçmiş. İkinci filmde, yani yaklaşık 30-35 yaşındayken sahip olduğu, her nasılsa şimdi kendisiyle akran hale gelmiş oğluyla Uzak Doğu’da zombi imparatorları avladığı ve herhangi bir MUMYA ihtiva etmeyen Mumya 3’ün en aşikar problemi adından zahir. Gişe endişesi filmin her karesine işlemiş adeta. Önceki hayranları çekmek, aynı zamanda da bu filmin uzun süredir devam eden başarılı bir serinin takipçisi olduğunu vurgulamak adına senaryosuyla ilgisiz bir kelimeyle mükafatlandırılması bile yeterince aşikar. Bu ürün çıkarma telaşesi arasında film, bütünlükten kopa kopa bir hal olmuş. Seyircisini salak yerine koyan senaryo, bir televizyon filminin bile içermeyeceği özensizlikleri çok da başarılı olmayan özel efektleriyle ve aksiyon sahneleriyle örtme çabasına girişmiş.</p>
<p>İlk filmin avare hayranlarından biri olarak ikinci filme bir nebze tahammül edebilmiş ve Akrep Kral’ı gözlerim kapalı es geçerek arsızca inkar edebilmiştim. Her ne kadar ortaya çıkan fragmanlardaki Jet Li ve Michelle Yeoh’lu aksiyon, eski Mısır medeniyetinden Uzak Doğu’ya bir transfer bana heyecan verici geldiyse de ortaya çıkan “ürün” bir bütünlükten, ilk filmlerin muzır, eğlenceli, işbilir ruhundan o kadar uzak ve o kadar samimiyetsiz ki. Özellikle ilk filmden dolayı peydahlanmış herhangi bir beklentiyi derhal bertaraf etmenizi öneririm. Ne sinema biletine astronomik bir ücret ödemeye ne de elinde kamerayla salonda filmi çeken adamın versiyonunu netten indirmeye değer. Seneler sonra bir otobüs yolculuğunda gösterilirse belki bir göz atabilirsiniz. Yok esasında uykusuz kaldığınıza da değmez…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sineblok.com/film/89/the-mummy-tomb-of-the-dragon-emperor.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
