Trouble Every Day

Sep 08

Trouble Every Day

Claire Denis’in yönetmenliğini üstlendiği, başrolde karizmatik ve sanatçı ya da deli ressam profiline sahip ( bence ) oyuncu Vincent Gallo’nun oynadığı ( aynı zamanda görüntü yönetmenliği üstlenmiş ), tüm oyunculukları şahane bulduğum 2002 yapımı, 90 dakikalık bir hastalıklı film var karşımızda.

Filmi 6 kişi izlemeye başladık ama 2 kişi bitirebildik, ve sanırım sadece ben beğendim, ama çok beğendim, öyle böyle değil. Öncelikle filmin görüntü yönetmenliği harika, o kadar güzel fotoğraf kareleri vardı ki halen gözümün önüne geliyolar. Ayrıca renkler ve kamera kullanımını çok başarılı buldum, filmde bir çok yerde karşılaştığım sevişme sahnelerinde ( malum Fransız sineması ) yönetmenin hiçbir zaman olayı bütünden göstermemesi, ve tenin noktalarında makro dolaşımlar sergilemesi bence gayet takdire şayandı. Dehşet verici sahnelerde ise, arka planda çalan o tatlı romantik müzik ve karakterlerin olağanüstü masumlukları, filmi bir şiddet filminden ziyade, bir aşk filmi havasına sokuyordu. İlk defa şiddet dolu bir sahnede aşkı ve dramı gördüm sanırım.

Oyunculuklarda bir hata ya da bir kez olsun gerçeklikten kopmaya rastlamamak beni şaşırttı, bir çok filmde dehşet sahnelerde insanları güldüren, gerçekçilikten kopuştur aslında, bu filmde buna rastlamak mümkün olmuyor. Bu yüzden gülmek yerine filmi izlemeyi bırakmak tercih ediliyor. Kandan ve şiddetten çok rahatsız oluyorsanız, tavsiye etmem bu filmi.

Müziklere değinmek gerekirse; film bir klip havasında başlıyor, nerde duysam anında tanıyacağım Stuart Staples’ın sesi ve bir Tindersticks şarkısıyla ( hemen indirilmeli: Tindersticks – Trouble Every Day ).. Bu şarkının melodisi tüm film boyunca içinize işliyor ve kapanışta kendinizi bu şarkıyla başbaşa buluyorsunuz ( çünkü sizden başka kimse filmin sonunu getirme gereği duymamıştır : ) ) Ayrıca filmin genelinde de müzikler gayet başarılı ve etkili.

Son olarak bu filmi izleyin demek isterdim ama gördüğüm kadarıyla çok az izleyiciye hitap eden bir film. Bu yüzden önerim şu: Haneke’yi seviyorsanız, Avrupa sinemasını seviyorsanız, Irreversible güzelse, durgun anlatımlarda “ee ne oluyo şimdi” demeyip, o fotoğraf karesine bakarak dalıp, filmin konusunu hayalgücünüzle besliyorsanız. Bu filmi izleyin. Tersi durumda ise hemen bir Holywood filmi çakın derim.

Sevgiler.

Leave a Reply

Additional comments powered by BackType