Gemide (1998 ) – Azize, Bir Laleli Hikayesi (1999)

Sep 29

Gemide (1998 ) – Azize, Bir Laleli Hikayesi (1999)

Bu iki filmi birlikte yorumlamak gerektiğini düşündüm, çünkü onları ayrı düşünemiyorum. Kardeş gibiler, hatta ikiz kardeş gibi. Ama tek yumurta ikizi değiller. Bir tanesi biraz daha şanslı doğmuş. Gemide olan..

Bu iki filmi birbirine bu kadar bağlayan şey ise birbirlerinin devam filmleri değil, birbirlerinin tamamlayıcı filmleri olmaları. Önce Gemide’yi izlerseniz birçok konuda yanlış fikirleriniz olacak, bazı şeyleri de eksik biliyor olacaksınız. Önce Laleli’de Bir Azize’yi izlerseniz. Olaya tek yönden bakıp madalyonun diğer yüzünü de görmek isteyeceksiniz. Ama işin güzel yanı önce hangisini izlemek gerektiğinin size kalmış olması. Ben Azize’den başladım, sonra Gemide’yi izledim. Oldum olası güzel olan şeyi sona bırakma gibi bir huyum vardır. Bilmiyorum başka örnekleri olmuş mu ama bu tarz bir fikre ilk kez bu filmlerle rastladım ve sırf bu yüzden bile bu filmler izlenmeli. Öte yandan bu kadar orjinal bir fikir “Azize” filminde biraz harcanmış, keşke onu da Serdar Akar çekseymiş demekten de kendimi alamadım.

Gemide’nin yönetmeni Serdar Akar aynı zamanda iki filmin senaryosu üzerindeki baskın isim, Önder Çakar ve Azize’nin yönetmeni Kudret Sabancı’da senaryo üzerinde bazı etkilerde bulunmuşlar. “Genç Sinemacılar” ismiyle ve bu iki filmle Serdar Akar’ın öncülüğünde başlamış olan bu akım çok umut vadederken maalesef Maruf filminden sonra maddi başarısızlıklar yüzünden dağıldı. Ama sonradan Serdar Akar paranın tadını sevmiş olacak Kurtlar Vadisi Irak’ı çekerek büyük eleştirileri ve paraları topladı. Sonrasında ise Barda filmiyle akıllarda garip izler bıraktı.

Öncelikle Laleli’de Bir Azize’den başlamak istiyorum. Kudret Sabancı’nın yönettiği bu film ne yazık ki başarısız bir deneme. Bu filmi kesinlikle izlemek gerekli ama sadece Gemide’nin hatırına ve bazı şeylerin eksik kalmaması için. Film bir kere çok karanlık ama bildiğin karanlık, göremiyoruz yani, bilerek yapılmış gibi görünmüyor. O kadar çok ileriye ve geriye flashback var ki, bir süre sonra bu hareket orjinal olmaktan çıkıp saçma bir hava yaratmaya başlıyor. Mesela sonlara doğru kör adam kız hakkında konuşurken geriye gidip hangi kız olduğunu gösteriyolar. Ama sahneler birbirine de karışıyor. Ve zaten filmde bir tane kız var hatırlamakta zorlanmayacağımız aşikâr. Ama oyunculuk dersen yine de fena değil bazı sırıtan noktalar dışında oyunculuk için bile izlenmeye değer bir film. Zaten 80 dakikalık bu filmi izlemek bu kadar olumsuzluğa rağmen hiç zor olmuyor. Yani aslında akıcılık olarak film yine de başarılı. Filmin olumlu yanları da yok değil tabi, mesela Film Noir kalıbına uyan bir film denenmiş olması hoş. Atmosfer az çok insanı etkiliyor. Müzikler film boyunca rahatsız edici ancak bitiş müziği gerçekten çok hoş. Zaten bitiş sahneleri en kaliteli anlarını içeriyor filmin. Bence biraz daha özenilseymiş biraz daha kalite ve bilen insanlar olsaymış bu filmin yapımında, sanki şahane bir film olacakmış diye de düşündüm aslında. Bu arada dipnot benim unutulmazlarımdan biri olan, izlerken karnıma ağrılar giren “Bulut Bey” isimli 3 bölüm yayınlanıp kaldırılan dizinin yönetmeni de Kudret Sabancı’ymış.

Gemide’ye geçmek gerekirse. Filmin yönetmeni Serdar Akar. Gemide, düşük bütçesine rağmen, son derece eli yüzü düzgün bir film. Mesela Azize’de kız için insanlar; “eh işte güzel gibi” derken, Gemide’de kız için; “aman yareppim, bu ne güzellik” tepkisi veriyorlar. Bu da filmin çekiminde estetik duygunun, sanatın, doğru makyajın ve “ışığın” olduğunun en somut kanıtlarından biri. Bunun dışında film kurgu olarak çok şık, oyunculuk derseniz olağanüstü. Zaten Erkan Can için yüzlerce defa duyduğum “mükemmel oyuncu” yorumunu bir de ben yapsam ne fark eder. Ama gerçekten filmi izlerken insan gemide gibi hissetmeye bile başlıyor, karakterler o kadar doğal oynuyor ki film film olmaktan çıkıyor bazen. Zaten filmin en büyük başarısı bu bence, bu gerçekçilik. Bence bu etkinin yaratılmasındaki en büyük etkense, filmde küfür ya da içki, esrar, sigara gibi konularda ekibin bir kaygı taşımaması. Bu filmi televizyonda izleyemeyecek olma sebebimiz aynı zamanda. Saçma bir sansür mantalitesi.

Sadede gelmek gerekirse Türk sinemasında altın değerinde iki filmimiz var. Özellikle böylesine orjinal bir fikrin uygulanması çok güzel ve seyredilmesi şart diye düşünüyorum. Benzerlerinin bu gidişatla çekilebileceğini zannetmediğim için bunlarla idare etmek zorundayız.

Dipnot: İki film arasında bir uyuşmazlık yakaladım, bara girip adamları aradıkları sahnede Azize’de bizim ne “diyon lan sen sibop” önce çıkıyor bardan hatta adamla kesişiyolar tam çıkarken. Oysa ki Gemide’de aynı sahnede Ali direk bereyi takıp önden çıkıyor. Bu arada iki filmde kullanılan birçok ortak sahnede var, bu çekimler sırasında 3 kamera aynı anda aynı sahneyi çekmiş.

Leave a Reply

Additional comments powered by BackType