Bir üniversitenin tarih profesörü olan John Oldman’ın 10 yıldır yaşadığı ve çalıştığı yerden bir anda ayrılmaya karar vermesiyle birlikte başlayan olayların döndüğü oldukça farklı bir film. Daha çok kurgusal bir belgesel de diyebileceğimiz film, ana karakterin evinde ve bahçesinde geçiyor sadece. Oynayan kişiler de bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda.
Şehirden ayrılmaya kalkan John’un evine veda partisi için gelen profesör arkadaşlarına neden ayrıldığını açıklaması ile işler iyice karışıyor. Çünkü John’un anlattıklarına inanmak oldukça zordur. Kendisinin binlerce yıldır yaşadığını ve insanların arasında her 10 yılda bir yer değiştirerek yaşlanamadığını bu şekilde gizlediğini açıklayan John’un arkadaşları bunun bir oyun mu yoksa gerçek mi olduğunu anlamaya çalışırlarken John’un anlattıkları ile tamamen hayrete düşerler. Çünkü John o kadar detaylı bir şekilde kendisinin binlerce yıldır yaşadığını kanıtlamaya çalışmaktadır ki sunduğu kanıtlar ciddileştikçe arkadaşlarının da ciddiyeti artar. Tarihteki birçok olayı daha dün yaşamış gibi anlatan ve kendisinin de birçok olayda birçok yerde varolduğunu belirtirken arkadaşlarının inanmaz bakışlarını pek de umursamaz John. Çünkü o, ona inanmayacaklarını bilmektedir ve sadece binlerce yıldır biriktirdiklerini kendisini rahatlatmak için anlatmaktadır. Peki John gerçekten binlerce yıldır yaşayan birisi midir? Yoksa sadece gitmeden önce arkadaşları ile son bir defa dalga geçmek isteyen muzip bir profesör müdür? Aslında bu sorunun yanıtının arkadaşlarının inancı ile alakalı olduğunu bilen hikayenin ana kahramanı John bu durumu da çok iyi bir şekilde dile getirmekte ve şöyle demektedir: “Bana inanıp inanmadığınızı ben bilemem, hoş inanmasanız bile bunların gerçek olup olmadığını bilemezsiniz, bana “sana inanıyoruz John” derseniz ben bunun sizin gerçekten inanarak söyleyip söylemediğinizi hiçbir zaman kestiremem.” Yani herşeyin kıstasının biz olduğumuz ve herşeyin bizim için olduğu hakkında oldukça derin düşüncelere sokan güzel bir teması var filmin. Tabiki tarihi etkenleri de güzel bir şekilde kurgulayıp önümüze sunmaları oldukça gerçekçi kılıyor filmi.
İnsanoğlunun binlerce yıldır cevap vermeye korktuğu şeyleri de cevaplandıran bu filmde tarihi bilgilere o kadar çok rastlanıyor ki insanlara çok inandırıcı geliyor film. Örneğin Hristiyanlık hakkında John’un söylediklerini biraz araştırdığım zaman bu dinin gerçekten mistik doğu dinlerinin etkisinde kalınarak yapıldığına inanmaya başladım denebilir. Ancak filmde de değinildiği bu insanların duygularına zarar vermekten öteye gitmeyen bir düşünce olur. Artık yanlış bile olsa bu böyle oturmuş ve hiçbir şekilde değiştirilemez gibi duruyor.
Film sadece tek bir odadan ve bir bahçeden oluşan mekanda çekilmiş olmasına rağmen içeriği yani senaryosu ile gerçekten oldukça başarılı bir proje olduğunu kanıtlıyor. Çünkü bu filmde ne oyuncuların, ne mekanın önemi kalıyor sadece konuşmalara dikkat ediyor insan izlerken. Zevk, mutluluk, aksiyon gibi şeyler arıyorsanız bu filmi izlemeyin. Ancak sorgulayabilecek cesaretiniz varsa (aptallık demiyorum) cesaretiniz varsa bu filmi izleyin. Neyin kurgu neyin gerçek olduğunu karıştırabilirsiniz. Onun için size şunu söyleyebilirim: John Oldman hayali, diğer anlattığı herşey olsa bile buna inanır mıydınız? Yoksa John Oldman’e mi inanırdınız? Onu tanrılaştırır mıydınız? Yoksa kendiniz için doğru olanı kendiniz mi araştırırdınız? Tabiki bunların cevabını bir başkasına veremezsiniz. Çünkü bunlar kendi düşündükleriniz ve hissettikleriniz ile alakalı olan şeyler. Ve bunları ne kadar isteseniz bile içinizde hissettiğiniz veya düşündüğünüz şekilde bir başkasına aktaramazsınız.
Fİlmin en güzel olayı dediğim gibi tek bir odada tiyatrovari bir şekilde geçmesi. Ve toplumun her kesimini temsil ettiğini düşündüğüm bir grup profesörün bu şok edici olay karşısındaki tavırlarını gözlemlemenize de olanak tanıyor. Fizik profesörü mantıklı düşünmeye çalışıyor. Teoloji profesörü inkar ediyor. Vesaire vesaire. İzlenmesi gereken güzel bir 2007 yapımı film. Sadece 200.000 dolara mal olan bir filmin bu derece başarılı olmasının sebebi de filmin bizi yansıtması olsa gerek.
Rhode Island Uluslararası Film Festivalinde ödül alan bu film bir kez de Saturn Ödüllerinde En İyi Yazar ve En İyi Yönetmen dallarında aday olmuş olan bu filmin ana karakteri olan John Oldman’i ise CSI: NY izleyenler tanıyabilir ancak. Dediğim gibi bu film oyuncuları değil kurguyu ön plana çıkartan bir proje olarak farklılığını kabullendiriyor. Sorgulamayı ve farklı bakış açılarını seviyorsanız izleyin. Sonunda ya “Vay beee” dersiniz ya da “Hadi len” dersiniz. Bu da size kalmış.
» Trouble Every Day
Kanım dondu resmen. Bu kadar mantık dolu bir film olabilir. Din? İsa? Muhammed?… Biraz durup düşünmeli…
bu filmi izledikten sonra filmde de dendiği gibi sadece iyilik hoşgörü kardeşlik ve sevgiye inanan bi ateist olmuştum. hani “bi filmden bu kadar etkilenir mi insan?” diye düşünmeyin.. filmin mantığıyla düşündüğünde hristiyanlık kadar islamı da gereksiz bulabiliyo insan. “insan doğru bir hayat sürsün dinin önemi yok” diyo kısaca.. neyseki başıma gelen birtakım olaylar sebebiyle tekrar dinime döndüm.. biliyorum ki Allah var..
sizin anlıyacağınız tehlikeli film.. izlerken fazla kaptırmaynı kendinizi.. düşünün ama uygulamayın..