Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street
Jul 07
Sweeney Todd: Fleet Sokağı’nın Şeytan Berberi
Sweeney Todd artık cümle alemin bildiği üzere intikam için yemin eden eski bir berberin, sürgüne gönderildikten uzun bir süre sonra Londraya dönüp ailesini parçalayan yargıcı aramasının öyküsünü anlatıyor. Tim Burton, bazılarına artık rahatsız edici gelmeye başlayan buhran dönemi Londrasını arka plana almış, Johhny Depp ve Helena Bonham Carter’ı başrollerine yerleştirmiş bir filmi daha işte eldeki.
Filmi izlemeden bir iki hafta önce Broadway müzikalinin birkaç bölümünü internetten izledim, fena da bi fikir değilmiş gibi gelmişti. Lakin filmi bitirdikten sonra Sweeney Todd’a dair şahane mantıklı bi ikilem oluştu kafamda…
İlk cephe: Şu vakitlerde Tim Burton’la ilgili şöyle bi mevzu var. Beyefendinin hem eleştirmenler hem de fanatikler safında öyle kemik bi kitlesi var ki yaptığı tüm işleri aynı hamurdan kotarıyor ve yaklaşık 20 senedir (bi iki örnek hariç) buna kimse karşı çıkmıyor. E tamam “Bozuk değilse onarma” diye bir gavur deyimi var ama böyle olunca da bir tv dizisinin birer ikişer yıl arayla devam bölümlerini izliyor gibi hissediyorum.. Rahatsız ediyor istemeden.
İkinci cephe: Tim Burton’ın sekiz yıldan beri (ki bu tarih Sleepy Hollow’a tekabül etmekte) ürettiği en Burtonesk film aha bu elimizdeki. Oyunculuklar inanılmaz, besteler güzel, atmosfer şahane, adaptasyon yerinde… Tüm seçimler doğru ve güzel, tam olması gerektiği gibi.
Böyle bakınca filme dair kafa karışıklığım daha da artıyor, zira bu film bi onbeş sene önce çekilseydi Tim Burton’ın makaseller, beterböcek, nightmare klasiklerinin yanında yerini rahatça alabilirdi. Ama şu anda o seviyenin yanına bile yaklaşamıyor gözümde… Ha niye diye sorulursa, bu filmde yeni hiçbirşey yok. Tim Burton yine bildiğin Tim Burton, aynı tas aynı hamam… Tamam belki çok kaliteli bi tas ama bazı yönetmenler 3-4 senede duşakabin inşa ederken bu beyefendinin hala hamamda takılması, kendini değiştirip geliştirmemesi (ne yönde diye sormayın adam 90′lar boyunca her filmiyle dumur etmiş, yapsın yeni bişiler) elimde olmadan kıllandırıyor beni. Tim Burton’a dair sinirimi de buradan çıkartıp Ahmet Çakar usulü “Burda hepinizin önünde Tim’den özür diliyorum” diyerekten filme geçiyorum..
Film bi antikahramanın hikayesi… Sweeney Todd’un karakter olarak sevilicek hiç bir tarafı yok. Karısına olan bitmez tükenmez aşkı demeyin zira çok pis göt olursunuz. Johnny Depp garanti oyuncu listesinde olduğundan öyle çok eleştirilicek bi tarafı yok. Aynı Burton gibi o da aynı. Ichabod Crane’le Jack Sparrow’u harmanlamış, ortaya post-viktoryen bi rock-star çıkmış. Helena Bonham Carter, Fight Club’tan beri en güzel performanslarından birini çıkarmış, Sacha Baron Cohen karşısında şaşırdım zira beklenilenin çok üzerinde çıktı. Ama bu filmin zirvesi her ne kadar ekran süresi çok fazla olmasa da Alan Rickman. Yaşlı diye demiyorum lan hakkaten şahane. Sweeney Todd’un berber koltuğuna oturduğu iki sahne de filmin zirve noktalarından.
Bi başka şahane sahneyse Sinyor Pirelli’yle (kontrolsüz şey şey diildir) Sweeney Todd’un berber müsabakası. Film yeri geldi mi oldukça ilginç ve eğlenceli bi hal alabiliyor böyle anlarda. Zanaatle sanatın çakışması ve berber koltuğundaki erkeğin çaresizliği, hadi onu da bıraktım bir haftalık bir sakalın kesilirken çıkardığı hışırtının bile garip bi hazzı var bu filmde. Duyular dedin mi garip yani, bi ilginç…
Ayriyetten bu film katiyetle bi klasik müzikal değil, tam bi rock müzikali. Esas karakteri, öyküsü, atmosferi, parçaları. Herşeyiyle bir rock müzikali. Arasıra gotikleşen ama tüm potansiyeline rağmen hiç bir zaman rahatsız edici olmayan, unutulmaz bi şaheser olmaya soyunan lakin yeni hiç bişe yapmadığı için bu konuda çuvallayan bir film kendisi…
Şimdi bu yorumlardan yola çıkaraktan hala filmi beğenmediğimi iddia edemem zira film cidden güzel. Lakin şunu derim ki, “Ah be sıviniğğ, nerdeyse şaheser olucaktın be olum, geç kalmışın”
Tim Burton’da Tim Burton diyen izlesin, ama hafiften kıllanmaya başlayıp Tim Burton’ın auteurlüğüne bok sürmek isteyenler voltasını alsın derim ben…
