Son yazılar:

Düşler Tutkular ve Suçlar

Evde oturmaktan sıkıldığım bir gün (belkide aynı günlerden biriydi neyse).Film almaya çıktım. Evime yakın yerlerdeki filmcilerin cd’lerini hatıra olarak sakladığımdan ,uzaktakine gitmek durumunda kaldım. Rafta gördüğüm the dreamers’a birden gözüm takıldı. Arkadaşımın bir ara bana bahsettiği filmdi. Hemen aldım ve uzakta kalan evime doğru bulduğumu sandığım filmle gidiyordum ki eve geldiğimde cd’nin kapağındaki at resmi dikkatimi çekti. Bu benim istediğim film olamazdı herhalde derken içerik kısmını okudum. The dreamers yazısına hemen atlamıştım kendime inanamadım. Aldığım film Russell Crowe’nun baş rollerinde oynadığı bir filmdi çaresizce o filmi izlemek zorunda kaldım. Hala aradığım the dreamers’ı merak ediyordum bende arkadaşıma sordum the dreamers diye bir film izleyip izlemediğini. Benden duyunca filmi hemen merak edip benden önce izledi(hemde aradığım gerçek dreamers’ı).Sonrada filmi kimin tavsiye ettiğini merak etti. Sormasındaki neden filmi pornografik bulmasıydı. Bende the dreamers sevdamdan vazgeçmiştim ta ki bugüne kadar. Aylar sonra bugün izleme şansı buldum. Filmi izledikten sonra, ki ön yargılı bir kimse olarak izledim filmi ; pornografik bulmadım açıkçası. Daha çok marjinal ve cesur bir film. Filmde evet bende çıplak bedenler gördüm 2 cd boyunca ama bir filmin zaten her zaman dikkat çeken sahneleri açıklığı olur olayı da orada yatar filmin. Eva Green hayranı olan bir erkek olsam şiddetle tavsiye ederdim olay gibi bir kadın açıkçası. Umarım izlediğinizde sadece Eva Green kalmaz aklınızda.

Film 1968 Fransa’sında tam da Fransa’nın politik çalkantılarının olduğu bir dönemde geçiyor. İlk sesi çıkaranlar ise gençler; sinemaya aşık olan gençler. Sinema onlar için bir tutku, bir aşk ve sinema salonlarının kapatılmasıyla gençliğin sesi yükselip sokaklara taşıyor. İkiz kardeşler olan Isabella ( Eva Green) ve Theo(Louis Garrel) ,sinemada tanıştıkları Matthew’u (Michael Pitt ) aralarına kabul ediyorlar. Kabul ediyorlar diyorum çünkü ikiz kardeşler arasında ayrılmaz bir beden ve kalp bağı var. Theo ve Isabella’nın ailesinin tatile gitmesiyle Amerikalı genç Matthew ikiz kardeşlerin evinde kalmaya başlıyor. Evde geçen sahnelerde pekte bir giyinik kısım yok açıkçası ama ben hala filmin açıklıktan öte olduğunu yinelemek istiyorum çünkü çıplaklığın getirdiği utanma ve utangaçlık duygularının alışılmış kelimesine dönmesi de tamda ev sahnelerinde başlıyor. İkiz kardeşler aralarında garip bir oyun oynuyorlar. Kendini kabul ettiren Matthew zamanla istemeden de olsa kendini bu oyunda buluyor. Yer yer ünlü siyah-beyaz film kareleri canlanıyor renklerin içinde. Matthew’ un giderek Isabella’ya aşık olmasıyla da bu oyun onun için daha zevkli bir hal alıyor. Ama asla iki kişilik bir aşk, bir oyun değil bu. Uyurken bile beraber uyuyan ikizlerin hayatında sadece, sonradan gelen o. İkizlerin aralarındaki bağ gerçekten çok etkileyici, sanki tek bedende yaşıyorlar. Filmin sonunda ise barış yanlısı olan Matthew sokaklara çıkan halkın arasında Isabella ve Theo’yu çekip çıkarmaya çalışsa da ikisi de onunla gelmek istemez ve acıların çocuğu sahnesini Matthew’un gözlerinde o anda gördüm diyebilirim. Hiçbir erkek sanırım bu denli ailesine bağlı bir kıza aşık olmak istemez.

Filmin Türkçesi Düşler Tutkular ve Suçlar olsada ayrıca altına da cinselliğin ötesinde,yasak bilmeceler gibi sözcüklerle sıfat yapılmaya çalışılsa da +18 ibaresiyle nedense karşılaşmadım cd kapağında. Ben sanırım bu filmin sinemaya bağlılığını sevdim tüm bu sıfatların dışında. Yer yer sinema tarihi kokuyor. Yönetmen Bernardo Bertolucci sanki geçmişini eleştiriyor. Geçmişle gelecek arasındaki bağı ise sanki ikizler anlatıyor. Sinema bütünüyle bir bağlılık olsa gerek geçmişten geleceğe…



  1. Fikret Karakurt on Wednesday 9, 2008

    Bertolucci’nin turnusol kağıdı işlevi gören filmidir bence bu film…Biz çalınmış güzellikle öğrendik böyle bir yönetmen olduğunu daha yeterince tecrübe sahibi değilim ahkam kesmek için sineması hakkında ama Dreamers ana akıma Bertolucci sevdası aşılamak için ideal bir filmdi yanlış yargılamıyorsam. “Dreamers’ı seven bertolucci’nin yeni dönem sinemasına sevdalanır!” gibi? mesela…yanlış mı dedim yine?



Additional comments powered by BackType