2009 başında bir arkadaşım “Oğlum Peter Jackson’ı nasıl bilirsin?” dedi. “Soru mu bu?” diye karşılık vermemden sonra bombayı patlattı ve “Bir uzaylı filmi yapıyorlarmış. Yapımcı Peter Jackson’mış.” dedi. O zamandan beri bu filmi bekler olmuştum. Ne zaman Yüzüklerin Efendisi’ni yada King Kong’u seyretsem yeni çıkacak bu filmi düşlerdim. Acaba nasıl bir şey olacak? Uzaylılar neye benzeyecek? Kim oynayacak? Derken film ile ilgili detaylar gelmeye başlamıştı. İlk olarak konunun klasik uzaylı filmlerinden farklı olacağını öğrendik, ardından fragman geldi. Derken yurtdışında büyük ses getirerek vizyona girdi. Twitter’da herkes bunu konuşuyordu. Hatta Google’ın bile film hakkında tweet’lediği söylendi, yazıldı, çizildi.
Yurtdışı gösterim tarihinden çok uzun bir süre sonra ülkemizde gösterime girmiş olan D9 bu sebeple sinemada yeterince izleyiciyi sanırım bulamamıştır. Çünkü herkes filmin bir kopyasını çoktan internetten indirmiş, izlemiş üzerine kahvesini bile yudumlamıştır.
Neil Blomkamp‘ın yazıp yönettiği D9 çok ayrı bir film. İçerisinde temel olarak uzaylı şiddeti barındırmayan belki de ikinci uzaylı filmi diyebiliriz ET’den sonra. Bu filmde kötü olan bizleriz. İnsanları açgözlülükleri, saygısızlıkları ve aşağılama şekilleri yüzümüze vuruluyor açıkçası.
Bir belgesel tadında çekilen filmin ana kahramanı Sharlto Copley, Hollandalı bir Multi-National United çalışanını canlandırıyor. Diğer rollerdeki oyunculara bakmaya gerek yok zira film Wikus (filmdeki en güldüğüm sahnelerden birisi de Wikus telafuzunun Dickus olarak değiştirilmesiydi.) Van der Merwe etrafında gelişiyor.
Filmdeki ufak göndermeler çoğu kişi tarafından Holywood klişesi olarak algılansa da bence filmin senaryosunun temeli bu göndermelerdi zaten. Bu göndermeleri burada ifşa etmeye gerek yok ancak film bu klişeleri gözler önüne serdiği için güzel bence. Örneğin Hollandalıların bu tür barış gücü, birleşmiş milletler, greenpeace gibi organizasyonlara katılımına oldukça değinilmiş ana karakterin bir Hollandalı olmasıyla. Ardından insanların kendine benzemeyenlere nasıl davrandıkları çok güzel tasvir edilmiş. Kelimenin gerçek anlamıyla ırkçılığın gösterildiği bir film olmuş D9. Bu sebepten güzel zaten film. Yada az önce yazdığım gibi çokuluslu organizasyonların görünmeyen yüzlerinin ne kadar korkunç olabileceği belirtilmiş. Ve insanların aslında diğer ırklardan ne kadar korktuklarını ama bu korkularını nefret ile değiştirdiklerini işlemiş film. Bir çok sosyal mesaj var filmde klişe olarak algılanabilecek. Bense bunlara klişe değil insanların iç yüzünün yaratıcı bir şekilde dışavurumu diyorum.
Filmin sonuna doğru devam filminin geleceği izlenimine kapılıyorsunuz. Ancak bu filmle alakası olmasa da Cloverfield’da da aynı izlenime kapılmış ve yanılmıştık.
» The Seventh Continent (1989), Der Siebente Kontinent
» Star Trek (2009)

Bitti bile yazı. Çok bir şey yazamadım kafam dönüyor hala okumaktan. District 9: http://bit.ly/3cEkSp
This comment was originally posted on Twitter
[...] Avatar 2. The Blind Side 3. District 9 4. An Education 5. The Hurt Locker 6. Inglorious Basterds 7. Precious: Based on novel [...]