RoboCop

Jul 22

Robot Polis

Çok saçma değil mi? Değil!! Neden diye sorulacak olursa Robocop seksenlerin camp bilimkurgu fenomenini(ney züppe?) başlangıcı sayılabilecek bir filmdir…Nedir, Paul Verhoeven’ın Hollywood’a transferinden hemen sonra karısının tavsiyesi üzerine üstlendiği(kılıbık?) ve isminden dolayı birçok yönetmenden geri dönmüş bir projeydi Robocop… Senaryoyu herkes biliyor zati açıklama gereği duymuyorum.. Öldürülen bir polis memuru OCP isimli özel bir şirket tarafından yarı insan yarı robot bir prototip olarak hayata döndürülüyor ve memur Murphy’nin sentetik vücudunun içindeki organik noktalara ulaşma çabasını resmediyor bir yerde… Filmin ekseni de bu robot mu yoksa makina mı düsturundan hareket ediyor gibi gözüküyor…
Lakin o da deil…Robocop’un esas teması özel şirketlerin devletin hayati yaptırım organları üzerindeki etkisinden tutun, kamudaki işçi sınıflandırmasının eleştirisine kadar gidebiliyor..

OCP denilen organizasyonun içindeki rekabeti ve Detroit City’nin çürümüşlüğünü çok mübalağaya kaçmadan (bakınız johhny mnemonic) yerinde resmeden Peter Weller’ın kalas oyunculuğuyla çok da şahane bir yapıya bürünen, vahşetten kaçınmayan (ki söz konusu insan Paul Verhoeven olunca vahşetle seks gırla gidiyor bilindiği üzere) Robocop’un başka bir çekici yanı da Robocop’un hareketlerindeki mekanikliğin şahane uygulanması… Bunda da en büyük pay Peter Weller’in proje aşamasında Japonya’dan getirilen bir Kabuki tiyatrosu uzmanıyla çalışmış olmasıymış.. Ki ekseriyetle Robocop denince herkes vujiiyt diye sesler çıkarıp kafayı sağa sola çevirerek yürürdü hatırlanır…
Robocop’un dizaynındaki zerafet de ayrı bir mevzu… Ki o kafasından florasan ışıkları yansırken karakolun koridorlarında jjtt pat, jjtt pat diye yürüyüşü akıllardan çıkmaz…
Herneyse esas mevzu tüm bu parlatmaların yanında filmin esas derdi olan şirketleşmenin karşısındaki mesajı ve de gelecek portresinin robotlar dışında çok da uzak olmaması ve Amerikanın o dönemki (ve bu dönemki) gidişatına biraz da ayna tutması açısından hem eğlenceli hem de boş olmayan bir blockbuster olmuştur kendisi… Lakin robocop’u (sadece ilk filmi) bu denli olay yapan, filmin kurgu açısından yaptığı seçimler, basil poledouris’in (ruhu şaad olsun) şahane müzikleri(ah o tema müziği terminatörden beterdir; dıtdını dıınııığğ dıtdını dıııığ), esas karakterinin potansiyelini ve karizmasızını sonuna kadar kullanması…

Robocop’u uzun vakittir izlememiş olanlara yakın vakitte bir tekrardan gözden geçirmelerini tavsiye ederim zira senelerdir böyle güzel ve bu kadar vahşi bir gişe filmi izlemediklerini farkedeceklerdir tahminimce… İkinci film de fena değildir… Üçten kebap olmaz… Gönül ister ki yine karizmatik bir bilimkurgu yönetmeni Robocop’un frank miller uyarlamalarından birini eversin…(misal zack snyder?)

Leave a Reply

Additional comments powered by BackType