Son yazılar:

Kehanet

1995 yılında kült bir film vardı iskoçyalı serisinin gotik yazarı Gregory Widen’ın elinden çıkma The Prophecy diye…

Aynı archangel muhabbeti burda da sözkonusu lakin burdakkonsept biraz daha farklı. Film meleklerden Simon’ın tiradıyla başlıyor, ilk savaşı gördüm, gökyüzünden kan yağdı diyen Simon’ın ardından yönetmen Gregory Widen bir rahibin kabul törenini gösteriyor ve bu tören sırasında rahip bey bir imgelem görüyor ve yere düşüp ağlamaya başlıyor…

Neyse efendim senaryoya göre Lucifer cennetten kovulmuş ama cehennemde kendi başına takılmakta, etliye sütlüye karışmamakta… Ta ki archangel Gabriel insanoğluna olan kıskançlığına yenik düşüp eski askerlerini toplayarak dünyayı ele geçirmeye karar verene kadar.

Gabriel de Simon da tüm insanoğlunun en kötücül (kötücül ne lan) ruhuna ulaşmaya çalışıyorlar. Simon insanoğlunu korumakla mükellef bir melek haline gelmişken Gabriel ise artık kıskançlıktan delirmiş bir archangel olaraktan gözüküyor burda. Tüm bunların ortasında da eski rahip yeni polis(yere düşen hani) Thomas Daggett var…

Şimdi filmin potansiyeli çok afedersiniz köpekler gibi. Niye? Zira oyuncu kadrosu harikulade(hariku)…
Gabriel rolünde, bir nevi baba yarısı olarak baktığım, rüyalarımda beni hamiliğine aldığını görüp huzurla uyuduğum Christopher Walken bulunmakta ki bu rolüyle kült bir hayran kitlesi yaratmıştır kendisine.
Lucifer rolünde bıçkın Aragorn’umuz Viggo Mortensen oynamakta ki çok yakışmış Lucifer rolü kendisine bayağı bir “cool” olmuş..
Simon olarak E.R. dizisinden ya da “Ucuz Roman”daki bornozlu uyuşturucu satıcısı olarak hatırlanan Eric Stoltz oynamakta…
Thomas rolündeyse Robert de Niro klonu Elias Koteas oynamakta.

Senaryo gitmesi gerektiği kadar hareketli ve galeyan gitmiyor, film olması gerektiği kadar gotik değil, ne bileyim şehri arka planına alıp onun içinde bir kovalamaca olması gerekir diye düşünürken Arizonada mı ne orada bir yerde geçiyor filmin büyük kısmı. Film olması gerektiği kadar şahane değil yani. Müzikler fena değil. Lakin filmi benim gibi sırf oyuncular için izliyorsanız kendinizden geçersiniz diye düşünmekteyim. Christopher Walken’ın Erol Büyükburç modeli saçları, Lucifer’ın kanlar içindeki ağzı ne bileyim fısıldayarak konuşması, Simon’ın sokak serserisi gibi duran ama dikkatle bakınca melek gibi gözüken suratı… Tüm karakterler tek başlarına şahaneler. Filmden ziyade karakterleri izleyin bir de Gregory Widen’ın hem yazıp hem yönettiği bu olaya hafiften dahil olun zira bildiğim kadarıyla 3 bölüm halinde sürdü bu seri. 2 ve 3 oldukça dandikmiş ama yine Gabriel’i izlemek açısından hoş bir tecrübedir gibi geliyor bana.



  1. Film hakkındaki görüşlerini yazmak istersen seni kimse tutmaz.




Additional comments powered by BackType