Twilight Zone: The Movie
Jul 23
Alacakaranlık Kuşağı
Nostalji damarım ve seksenler gargaram tuttu bu aralar o yüzden arka arkaya birkaç tane Vhs kökenli film yazasım var. Alacakaranlık kuşağı isimli şahane dizinin bitmesinden bir on onbeş yıl sonra iki fırıldak yönetmen John Landis(Blues Brothers, Thriller) ve Joe Dante’nin (Gremlins) gazıyla bir sinema uyarlaması yapılmış..Benim haberim niye yoktu demiştim ki filmi izlemeye başlayınca hatırladm ben bu filmi ilkokuldayken trt’de görmüşüm… Herneyse alacakaranlık kuşağının bizim denk gelmediğimiz 1950′lerdeki ilk nesline ithafen yapılmış bir film bu ve tam olarak da bir sinema filmi olarak adlandırılamaz…4 tane kısa fantastik hikayenin birleşiminden oluşan film Creepshow tadında bir esere dönüşürken metaforlarla ırkçılık, hayat felsefesi, insan korkuları üzerine demeçler veriyo gibi birşey… Ki materyalin kaynağı olan dizi de aynı yolu izlediği için özüne sadık bir sinema uyarlaması epey…
Oyunculardan tanıdık olarak niteliyebiliceğim bi tek Dan Aykrod var ki o da sadece prologue denen açılış bölümünde oynuyor.Açılış bölümünü ve ilk hikayeyi John Landis, kalanınıysa Joe Dante yönetmiş… Yönetmenlik namına pek birşey yok açıkçası televizyon filmi kıvamında çok fazla maliyeti olmayan ufak çaplı hikayeler üzerinden anlatılıyor tüm olaylar ki zaten konsepte yakışan da budur… Hikayeler az zamanda çok şey anlatmak istedikleri için çok da detaylı değiller o yüzden biraz fazla direk gelebiliyor her şey….vs.vs.
Lakin esas önemli mesele şu ki alacakaranlık kuşağı denen olayın tümüyle en güzel tarafı hiç bir zaman hikayesini anlatırken yaratıcılığı elden bırakmaması… Bizim seksenlerde izlediğimiz ikinci nesil bölümler de böyleydi bu film de böyle… Bayağı bir vakittir sinemada neleri görmeyi özlediğimizi hafiften dürtüklüyor senaryo zira her kısa film çok şahane bir “şöyle bir şey olsa” geyiğinden fırlamış gibi.. İzlerken hem bir nostalji kaplıyor, hem de aradan yirmi beş sene geçmiş olmasına rağmen bilgisayar değil de plastik maketler ve kostümler kullanıldığında filmlerin nasıl hala izlenebilir ve eğlenceli kalabildiğine malum ediyor bizleri sevgili Twilight Zone… (misal; vakti zamanında h.r. giger’ın ikinci bombası, şahane dizayn diye lanse edilen species’i şimdi izleyin…plastik maketler hala şahane gözüküyor lakin bilgisayar efektleri semum gibi…semum…hahaha çok dandik…oyh güldüm rahatladım ayol)
İzleyince eğlenmeniz garanti… Çok büyük bir beklentiye gerek yok, geyik ve harcanası bir film ama geçmişe dair bir nostaljidir kaplıyor bünyeyi, onun yanında da hoş güzel eğlendiriyor bir buçuk saat boyunca… Bu bir buçuk saat içinde ırkçı bir adamın kendini tüm lanet ettiği Yahudilerle, Zencilerle, Uzakdoğulularla aynı ırkçılık muamelesini gördüğü bir dünyada bulmasını, bir huzur evindeki yaşlılara onları tekrar genç yapmayı vaadeden bir beyefendiyi(ki bu bölüm özellikle çok güzel), genç bir öğretmenin yaptığı işin aslında ne kadar mühüm olduğunu anladığı bir macerayı ve de Joe dante’nin klasiği Gremlinlere gönderme yapan (başrolünde John Lithgow’un oynadığı) bir uçağa sabotaj gerçekleştirme eylemindeki bir gremlini anlatan dört adet şahane hikaye var… Tadından yinmez…
Ben şahsen özlemişim böyle tatlar almayı sinema filmlerinden… Belki yapacak hiçbir şey kalmadığı için eskileri türetmeye başladılar ama orjinalinden uzaklaştılar, belki de hepten yanlış bir yola saptılar da orjinalleri o yüzden değere bindi bilememekteyim lakin eskiler gibisi yok…
Oturun izleyin demekteyim, hem güzel hem eğlenceli, hem gizemli, hem şahane daha ne yahu…
