Son yazılar:
Once (2006)

Hollywood’u, Bollywood’u unutun. Amerikan sinemasının vurdusunu, kırdısını unutun. Ya da yalanlarla dolu aşk hikayelerini, aldatmaları… Tüm bunlar hayatı daha karmaşık hale getiren şeyler sadece. Basit olanı nasıl unutabiliyoruz bazen anlamakta güçlük çekiyorum. Hayatın sadece gerçeklerden, olasılıklardan, şanslardan ibaret olduğunu farkettiğimiz an daha huzur dolu olacağız. Sahi, olasılıklardan bahsetmişken “Doğru insanı kaç kere bulabilirsin?” İşte bu sorunun cevabı bu film. Aslında olasılıklar üzerine yürüyen, ama aynı zamanda gelecek beklentilerini sıfıra indirmiş iki insanın müzik dolu hikayesi bu.

Sokak çalgısı ile çiçek satıcısının hikayesi bu. Aralarındaki aşkı seziyorsunuz hemen. Çünkü birbirlerini çekiyorlar anında. Çünkü iletişimleri müzik ile başlıyor ve diyaloglar yerini müziğe bıraktığında birbirlerine bakışlarından anlayabiliyorsunuz bu çekimi. Her ikisi de yaralı aslında ve birbirlerine tutunuyorlar. İşte doğru insan budur diyorsunuz tam o sırada. Saf iyilik ile karşılıksız olarak karşındakini ayağa kaldırmak için çabalamak… Bu filmi güzel yapan üç unsurdan ilki işte bu.

Filmin geçtiği Dublin’in yoksul mahalleleri hikayeyi daha da sıcak hale getiriyor kuşkusuz. Evi fakir ancak kalbi zengin ve huzurlu insanların hikayesi her zaman ilgi çekicidir. Filmin çekimleri için kullanılan açılar ve yöntemler de filmi daha da başarılı gösteren unsurlardan. Büyük Britanya evlerinin o klasik dar, küçük ve basık evlerinin atmosferi sürekli kullanılan aksiyon kamera çekimleri ile tamamen verilebilmiş diyebilirim. Hikayenin duruluğunu sadece Dublin’in yoksul mahallelerinde vermektense yönetmen, bu çekimler ile de hikayeyi daha sıcak hale getirmeyi başarmış. Hele grup halinde söyledikleri şarkılardaki çekimler el kamerası ile çekilen videolar oluşma. Bu arada gerçekten el kamerası kullanılmış filmde. 2 adet “Handycam” ile çekilmiş. Bu da bu filmi güzel yapan ikinci unsur.

Müzikal geçmişe sahip başrol oyuncularının bu meziyetlerini tamamen gösterebilecekleri bir film ancak bu kadar güzel olabilirdi bunu da söylemek gerekli. Marketa Irglova sadece 1988 doğumlu bir piyanist ve söz yazarı. Once’ta da zaten kendini canlandırıyor tıpkı Glen Hansard gibi. Bir diğer başrol olan Glen Hansard da İrlanda’nın en ünlü Indie gruplarından olan The Frames grubunun solisti ve gitaristi. O da yine kendi geçmişini canlandırıyor filmde. Bir sokak sanatçısı olarak başlayan kariyerinin ilk yıllarını canlandırıyor bir bakıma. Başroller bu kadar yetenekli müzisyenler olunca ortaya çıkacak şeyin kötü bir film olması zaten imkansız. Bunu daha da imkansızlaştıransa yönetmenin bile müzisyen geçmişine sahip olması. John Carney, sinemaya adım atmadan önce Glen Hansard’ın grubu The Frames’de baterist olarak yer alıyordu. Bu üçlünün ortaya çıkardığı film gerçekten muazzam. Diyaloglar yerine müzikle anlaşan insanlar olduğunu kanıtlarcasına bir yapım sunmuşlar. Üstelik bunu sadece 17 günde ve 150.000 dolar harcayarak yapmışlar.

Film çoğu yerde müzikal etiketi ile geçiyor. Bu yoruma ancak yarı yarıya katılabilirim. Çünkü ordan oraya uçan ve danseden insanlar yok bu filmde. Müziklerinin muhteşemliğinin yanında bir o kadar sade çünkü. Hal böyle olunca bu filmi müzikal diye etiketlemek çok da doğru değil. İşte bu da filmi bu kadar güzel yapan son unsur. Yani müzikleri! Filmden önce müziklerini dinlemenizi tavsiye etmem. Beğenebilirsiniz, çok da sevebilirsiniz. Ancak bu şarkıları bir de filmi izlerken dinleyin. İşte o zaman kesinlikle bu ikilinin yazdığı şarkılara tapacaksınız.

Ufak bir bilgilendirme: Filmin gösterimine ilgi çekmek için Marketa ve Glen, gösterimlerden sonra çıkıp salon önünde konser vermişler bir süre. Hatta bu konserler sayesinde, daha önceden reddedildikleri Sundance Film Festivali’ne tekrar katılmışlar ve izleyici özel ödülünü eve götürmeyi başarmışlar. Bu başarının dışında Oscar’lardaki en iyi film müziği dahil bir çok ödülü de toplamışlar.

Blogger notu: Film ile beni tanıştıran Derem’e teşekkürler.


9 Comments 2 Tweets


  1. tarieluch on Thursday 1, 2010

    izlediiiiiiiiik :)

    This comment was originally posted on FriendFeed

  2. Deniz Gür on Thursday 1, 2010

    The Frames’i bilirken bu filmi bu zamana kadar bilmemem yorumsuz bir durum.

    This comment was originally posted on FriendFeed

  3. Erhan Kayakuş on Thursday 1, 2010

    Ben izlememiştim abi de aldım sıraya. The Frames’i de bilmiyordum. Utandım vallahi haehe.

    This comment was originally posted on FriendFeed

  4. tarieluch on Thursday 1, 2010

    Ben ikinizi de gectim o zaman. Ikisini de biliyordum ^.^

    This comment was originally posted on FriendFeed

  5. Erhan Kayakuş on Thursday 1, 2010

    Oha Glen Hansard’mış solistleri. Diyorum ben de ses tanıdık ama. Çok ayıp etmişim.

    This comment was originally posted on FriendFeed

  6. Sıppaaa! on Thursday 1, 2010

    #sıppaaa

    This comment was originally posted on FriendFeed

  7. Deniz Gür on Thursday 1, 2010

    Ahah Özge sen bilirsin kesin diye şeetmiştim zaten. Müziği sana öğretmek haddimize değil efenim (:

    This comment was originally posted on FriendFeed

  8. Sıppaaa! on Thursday 1, 2010

    izlemedim =/

    This comment was originally posted on FriendFeed

  9. tarieluch on Thursday 1, 2010

    Sacmalama Deniz euheuhe :)

    This comment was originally posted on FriendFeed



Additional comments powered by BackType