Yeniden çevir ey Hollywood!!!
Uzak Doğu korku sineması son on yıldır korkma maksadıyla film izleyen belli bir kesimi ziyadesiyle mutlu ediyor değil mi sevgili okur? Evet dediğini duyar gibiyim. Bundan iki sene önce üniversite kampuslerinde elden ele divx’i dolaşan bir Tayland yapımı korku filmi vardı “Shutter” diye tercüme edilen. Bilindik J-horror formülünü uygulamasına rağmen bu uygulamadaki başarıdan mıdır veyahut kolpa senaryosunun erkek milletine veryansın edişine meyilli genç nesilden midir bilinmez çok takdir görmüş bir filmdi. Hollywood modaya uyaraktan bol TV dizisi yıldızlı bir yeniden çevrime imza atmakta gecikmedi takdir edersiniz ki. (veyahut edersin ki…okur…)
Joshua Jackson, John Hensley gibi siması tanıdık sevimli oyunculardan meydana gelen kadro esasında çok da göze batan bir liste değil. Ama bu durum elbette ki bu yeniden çevrimin muazzam bir faciaya dönüşmesine engel değil. Neden diyecek olursan sevgili okur, J-horror gücünü korku öğesi olarak kullandığı sembolik göndermeler kadar peydahlandığı coğrafyadan da alır. Son 5-6 senedir izlediğim bilumum uzak doğu korku filminden edindiğim en manalı bilgi bu olsa gerek. Nakata’nın Ring Two’da ne tarz bir fiyaskoya imza attığını hatırlayanlar ne demek istediğimi daha da iyi anlarlar sanırım. Maksat aldığı coğrafyaya taban tabana zıt bir başka coğrafyada yeniden hayat bulma çabası ister istemez ters tepiyor. The Shutter’ın da bu bahsettiğim durumdan muzdarip olduğu aşikâr. Filme genel olarak göz attığınızda ortada çok da yanlış duran bir şey yok. İlk filmin atmosferine hemen hemen muadil bir ortamda beyaz elbiseli uzun saçlı bir kızcağızın birkaç tane deli dolu terbiyesiz erkeğe kabir azabı çektirdiği bir film bu. Bir tecavüz, gizemli bir hayalet, bir kız arkadaş gibilerinden gerekli olgular mevcut her zamanki gibi. Verdiği mesajı fazla kör gözüm parmağına görebilirsiniz ama bu konuya çok odaklanmanın anlamı yok. Zira aynı problem burada da devreye giriyor. Uzak Doğu’nun oryantalist tavrının kadınlara yüklediği ikinci sınıf vatandaş sıfatı halen Dünya’nın kalanına oranla oldukça ilkel bir seviyede. Bu derece sert bir isyana sahne olan bir konuyu eşelerken tüm elementler yerine bir bir oturuyor ama aynı konuyu batıya endeksli incelediğimizde ortaya oldukça riyakâr bir tablo çıkıyor. Rahatsız oluyorum ister istemez.
Demem o ki, gerek oyuncularının zıt doğası gerekse senaryonun uyuşmazlığı bu yeniden çevrimi daha hayat bulmadan mahvetmeye hazırdı zaten. Tüm bunlara bir de fazlaca çiğ ve taklit bir teknik eklenince (yönetmen Masayuki Ochiai’ye rağmen) The Shutter oldukça başarısız bir yeniden çevrim oluyor. Evet halen bir iki sahnede yerinizden zıplamanız muhtemel ama bu sene The Eye’da da yaşadığımız “Biz bunların hepsini daha kaliteli bir şekilde izledik” sendromunu The Shutter’da da yaşamanız muhtemel. Eğer ki Uzak Doğulular’a bir antipatiniz varsa ve yüzlerini görmeye, seslerini duymaya tahammül edemiyorsanız bu yeniden çevrim furyasından payenizi alabilirsiniz ama orijinali gibi olmuyor diyeyim ben size…(veyahut sana, ey okur….)
No comments yet.
RSS feed for comments on this post. TrackBack URL